5 Ocak 2016 Salı

ŞÜKÜR

    Hayatımızdaki tedadüflerin öğreticiliğini deneyimleyip yaşadığımızda ,aldığımız dersler de yaşantımızda yer etmeye başlıyorlar...^^ Şükürler olsun bu tesadüfleri farkettirip,dersleriyle bizi büyütüp, ışığıyla rehberlik edene.
    Karşımızda gördüklerimiz kendimizdendir diye okuruz da ,iş yaşamaya gelince tökezleriz. İşte bir tökezlenme durumu ışığıyla aydınlattı tüm benliğimi. Bildiklerimiz aslında bilmediklerimiz,oyüzdende zihnin karmaşasından arınıp saf duygular ve hislerle yaklaşmalı her varlığa.
 Zihin ; şüpheci,sentezci,analizci,çok bilirci...
Oysa kalpten gelenler; güvenli,akışkan,sıcacık,şevkatli,şifalı...
Zihin biriktirdikleriyle analiz sentezini yaparken, yardımcı olduğunu zannedip ,itici gücünü sızdırıyor etrafa. Oysa kalpten akan, tertemiz bir sayfa olarak bakıyor herşeye. Sevgi ve iyi niyetle deneyimleyerek  dolduruyor sayfalarını...^^
    Zihnimin de kalbimin de,bendeki iyi ve kötünün de,ışığın ve karanlığın da,sevincin ve üzüntünün de,sevginin ve nefretin de,korkunun ve güvenin de ....hertürlü zıtlığın harmonisini de şükranlarımla onaylıyorum. Odağımı neye yönlendirirsem onu büyüteceğime olan zihinsel bilgimi, kalbime akıtarak,kalbimdeki sevgiye,iyiliğe,şevkate,saflığa,güzelliğe,neşeye,mutluluğa odaklanıyorum .Tanrısal ışığın rehberliğinde ,içimdeki ışığı parlatıyorum...* Aşkın güçüyle ışık karanlığı teslim alıyor;karanlık ışığın sevgi ve şevkatli kollarında eriyip "O" oluyor "BİR"oluyor...^^

Karanlıkların aydınlığa çıkması da bu olsa gerek; sen içindeki ışığı parlatmazsan ,o parlatmazsa,biz parlatmazsak , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa değil mi? böyle sözleşmemişmiydik taaa yürekten;)
  Yaradan her fırsatta,her deneyimde,her koşulda demiyor mu;
Kendi değerini bil!
Kendine ve benim sendeki mucizelerime odaklan,
sana verdiğim ışığa odaklan ve onu parlat.
Beklentisiz, büyük bir yüce gönül sabrıyla, sevgi dağıt,bekletme erteleme.
Önce kendini kendinde sev çünkü ben ordayım.
Önce kendini kendinde beyen,tüm güzel şeyleri kendin için yap.
Kendini kendinde yücelt ki ışığın parlasın.
Işığa çekilir tüm varlıklar bir mıknatıs gibi,
hayırlı olanlar akmaya başlar berrak berrak...^^


ŞÜKÜRLER OLSUN! YARADANA!


    Münire Arslan
     05-01-2016

29 Ağustos 2015 Cumartesi

KOO GİTSİN...




8 li günün özelliğinden mi bilinmez, 8 i kendi içimde yan devirip,sonsuz döngümü yaşadım;)
Gördüğüm ,hissettiğim,kızdığım,kırıldığım,köpürüp nefret ettiğim,sıkıldığım herşey içimde kabardı da kabardı. Bu kabarıklık yine içime taştı ; Kızdığım,köpürdüğüm herşeyin ''ben'' ve benim parçalarım olduğunu görüp,kabulllenip,ohh be dünya varmış içimde demenin ferahlığını hissettim. Hepsi ''ben''im hepsi ''biz''iz hepsi ''BİR''.
ve Mutluluk; AN' dan ibaret. Bulunduğun ANnın akışına teslim olursan ne ala ,yok eğer beklenti lebi deryasına dalarsan hay Allah;) kaçtı gitti güzelim ANların mucizevi mutlulukları. Yok öyle şöyle olsaydı böyle olurdu... böyle olursa şöyle olurdu vıdı vıdıları.
Tevekkül'ün huzuruna varma zamanı. Olan ne oluyorsa hayra oluyordur. Yok eğer olmuyorsa o da hayrından olmuyordur.
Beklenti duvarlarına çakılıp, cennet bahçelerine aralanan AN kapılarını ıska geçiyoruz. Sonrada hep bir halden memnun olmamalar,şöyle olsa keşkeler,keşkuller falan.
Koo gitsin....kendini AN'a
Aman yanlış anlaşılmasın AN'lık yaşayalım sığlığında değildir AN'nın derinliği;)


Mine ARSLAN
08.08.2015
12.50



27 Haziran 2013 Perşembe

GÖKKUŞAĞI İNSANLARI

Her gece kafamı nezaman yastığa koysam yaşanan olayların gözlemleri ve hisleri ,aklıma bir sürü kelimeler,cümlecikler getiriyorlardı. Artık onların itici gücene kendimi bırakıp akmalarına izin verdim:)
Yıllardır kendimi(siyasi,ekonomik,politik...vs) hiçbir belirlenimin altına sokmadım ,çünkü herbir belirlenim ruhumu daraltı,içimdeki sonsuzluk hiçbir çerçeveyi kabul etmedi. A politik diye çerçevelenen insanlar şimdi BİR DİRİLİŞE öncülük etmekte...Her ne kadar bu DİRİLİŞ'in alevlendiricisi politika olsa da hala a politikiz:)
Yüreklerden dışarı taşan ışığın sebebi; Sevgi,Aşk,Yaratıcılık,Neşe,Umut,Barış,Doğa...ruhu besleyen,ruhu ,özü yansıtan herşey...Herkes bu oluşuma farklı isimler verse de kendine göre yorumlasa da (ben de dahil:) bu da bir yorum çünküm:) Görülen ÖZ'ün ÖZlerin seslenişi,DİRİLİŞİ... Belki bir zamanların "çiçek çocukları" şimdinin "DİRİLİŞ İNSANLARI" ; kendi dirilişini içinde yaşayan,kendi hayatında ki direnç noktalarını keşfeden ve onlarla uzlaşıp, kendi gelişim yolunda ilerleyen insanlar." İNSAN"ın anlamını anlayıp,kendi bünyelerin de farkındalık yaşayan insanların artık görevlerini yapma zamanı. Kendi (d)evrimini yaşamayan biri, DİRİLİŞİ çeşitli şekillerde yorumlayacaktır.Bir çerçeveye yerleştirmeye çalışacaktır. Çünkü yıllardır kafasında işleyen sistem,kategorize etmeye,"öteki"leştirmeye,sıraya sokmaya,isim vermeye...vs alışmıştır. Ne yapsın buda onun seçimi,saygı duymak lazım.
Sistem denen yaratılmış çark dönüp duruyorken Cem Karaca'nın (Saygıyla Anıyorum) tabiriyle çomak sokulmuştur.Sonsuz sevgi,aşk,mutluluk,neşe,yaratıcılık,...pınarından akan suyu, damarlarında dolaştıran bu güzel IŞIK İnsanlarını hangi sisteme sığdırabilirsiniz ki? Hangi çerçeveye sokup isimlendirebilirsiniz ki?....
Yarattığımız çarkın kararan gökyüzünde ,bereketli yağmurlar sonrası( Tomaların fışkırttığı sular misali:) gönüllerde parlayan güneşin etkisiyle ,gökyüzünde beliren GÖKKUŞAĞI İNSANIdır DİRİLEN....Ram Dass'ın deyişiyle ;
Oyun biri olmak icin degil, hiç kimse olabilmek icin oynanıyor
“The game is not about becoming somebody, it's about becoming nobody.”
Mine Münire Arslan 11.06.2013


20 Ekim 2012 Cumartesi

IŞIK

     


    
    İçim bıcır bıcır başladı güne.Işık oldum ışık gördüm herşeyi,çoştum çoştukça evin işleri hiç yormadı bile:) oysaki koca salonun boydan boya olan camlarını silivermiştim. Sonrasında Karşıyaka çarşısına çıktık annemle.Çıkınca nedense içimin çoşkusu çekildi,sanki insanlar bir gazozu pipetle çekip içer gibi,içimdeki çoşkuyu çektiler,yordular,gerdiler...çarşının umarsız kalabalığı,bencil yürüyüşleri içimdeki ışığı kısınca,karanlık yönümü açığa çıkarıverdiler,içim karardı o yüzden.Son okuduğum kitapta söz edildiği gibi(Serdar Özkan'nın) ; insanların içindeki ışığı göremedim.Birsüre sonra benim ışık gören gözlerimde karardı.Dengeyi tutturamadım yine:)
      Bazen Tanrının bizleri herşeye rağmen neden sevdiğini düşündüğümde; cevabını ışık bakan gözlerimle görüyor,insanları sevimli,komik,çocuksu...buluyorum.Çoğu zaman insanların koşuşturmaları sevimli ve masum geliyor ama bugün öğleden sonra ışık gören gözlerim geceye dönüktü.Bu koşuşturmalar,yürüyüşler bencilce,çekilmez,yorucu,gri geldi. Hayat gibi,kalp ritmi gibi işte herşey.Bendeki gibi inişli çıkışlı,geceli gündüzlü. Bu hayatın içindeyken sanırım böyle olacak.Bu mücadele; içimizdeki ışık ve karanlığın mücadelesi kimi zaman yorucu olacak kimi zaman çoşkulu ve mutlu.Işık bakıp ışık görmek ve istikrarla sürdürmek ,ışık boyutta gerçekleşeçek.İnşallah bu dünyada ışıkla yaşamak daim olur. Pes etmiyorum karanlığa "ışığımı takipteyim" diyorum herdaim.
      İçimizdeki ışıkların üzeri okadar katranlaşmış ki ,yaşarken gören gözlere kataraklar inmiş adeta.Bu katranın gerisinden sızan,minicik çırpınan ışığı,ışıkları görme netliği ve istikrarını diliyorum Allahtan.
      Işıkla baktıkça etrafa,insanların ışık taraflarını görmeye çalıştıkça,içimizdeki nuru,Tanrısallığı açığa çıkaracağız.Birbirimize el verip çoğaltıcağız ışığımızı.Tıpkı çizgi filmlerdeki gibi gözlerimizde ışık yıldızları parlatacağız karşılıklı:)
     Şimdilerde yaklaşan bayramın telaşıyla alışverişler yapıp,evlerimizi temizlerken, gönül evlerimizide ihmal etmemeli.Aşk evimizi de temizlemeli ki Allah nuru içimize girip ışıldatsın tüm yüzleri,bedenleri,şifalasın benliklerimizi. Temiz bir kanal olmak,içimizdeki ışığı çoğaltıp,karanlığın alanını daratmak için hadi el verelim birbirimize ve ışık bakıp ışık taraflarımızı görelim. Çoşturalım,kımıltatalım,büyütelim...ışıklarımızı.
      Şükürler olsun hayatımtaki tüm ışık insanlara... Sokrates gibi( maiotik yöntemi) aslında bizde doğuştan beri var olan bilgiyi,yaratıcılığı,ışığı... doğurtan,açığa çıkartan,çoğaltan....insanlara...
      Teşekkürler ışıklarıyla yoldaşlık eden tüm dostlara...Teşekkürler içimdeki dansı açığa çıkaran meleğime...Teşekkürler okuduğum kitaplarla...izlediğim filmlerle,oyunlarla...ışığımı çoşturan tüm insanlara...Teşekkürler içimdeki sema'yı döndüren özel ruhlara... Teşekkürler içimdeki enerjiyle tanıştıran,bedenimin sınırlarını anlamamı sağlayan hocalarıma...hayatımın tüm Sokrates'lerine....Teşekkürler.....Hepsinde var olan ışığa,nura...."O"na Şükürler Olsun deyip noktalamak isterken aklıma birden herşeyin bir "."(nokta) olduğu geldi. Hayatımız bu noktalar arasındaki boşlukları tamamlayıp,kendi hayat tablomuzun resmini çizmek gibi..Hayatımıza giren her insan,kesişen her yol bu noktaların arasındaki boşlukları tamamlamak gibi.. Gökyüzündeki yıldızlar,gezegenler gibi.. Aslında tıpatıp aynısı,bir yansıma sadece.Biz onları karanlığın içinde,boşlığun içinde ışıklı noktalarcıklar olarak görüp,aralarında bağlantılar kurup kepçeye,cezveye:) benzetirken,aslında kendi hayat tablolarımızın yansımalrını görüyormuşuz meğer... Yeryüzündeki herbir insanın vede canlının ışıklarının yarattığı manzrayı düşleyince vede bu ışıkların birbirlerine olan ilişkilerinin kombinasyonundan doğan,noktalar arasındaki boşlukların bileşkesinden çıkan sonsuz manzara muhteşemmm olsa gerek.Tıpkı YARADAN 'I gibi...
Mine Münire Arslan
23.15
20.10.2012

11 Eylül 2012 Salı

BRAVE 2 (İZLEDİKTEN SONRA)



      İşte bu minik oğlanla başladı, kader yolunu seçmenin ve de değiştirmeye çalışmanın zorlu ve tehlikeli oluşu. O kocaman ışıl ışıl merak dolu gözler, olup biteni izleyerek, kendi yoluna doğru çekilmenin gizemini anlatıyor. Bir yanda babası diğer yanda büyük babası ona devralacağı işi kendilerince anlatırlarken ,aynı zamanda kendileri gibi olamasını da istiyorlar.Meğer o ışıldayan güzel gözlerin devralacağı iş; izlerken hepimizin yüreğini yerinden oynatacak, gözlerimizi tıpkı onun gibi ışıldatacak muhteşemlikteydi.
       Denizin ve gökyüzünün BİR olduğu ,çivit maviliğin o eşsiz güzeliğinde süzülen ,minik "laluna" isimli bir tekne,Ay'a merdivele tırmanıp ona çapa atan minik eşsiz bir yürek.Ay'ın ışıltısını sağlayan ,onun yüzeyinde toplaşmış milyonlarca minik yıldız....Meğer yıldızlar gökyüzünde kayarlarken Ay'ın yüzeyine düşüp orada birikirler ve onun ışıldamasını sağlarlarmış. Şimdi sıkı durun, bu minik oğlancığa öğretilen iş;Ay'ın yüzeyine düşen bu yıldızları süpürmek;Babası tıpkı kendi bıyıklarına benzer  bir fırçayla süpürmesini isterken ,büyük babası da tıpkı kendi çalılaşmış bıyıkları gibi çalı süpürgesiyle süpürmesini ister,işte tam o sırada gökten kocaman bir yıldız kayıp, Ay'ın yüzeyine düşer.Minik meraklı bakışlar, minik ayakları harekete geçirir ve yıldızın tepesine tırmandırır.Tıpkı yumurtanın çatlayıp minik canlının dünyaya gelişi gibi ,o da yıldızı çatlatıp kendi kader yolunun akışına izin verir ve Ay'ın yüzeyine bu kocaman yıldızın içinden çıkan birsürü minik yıldızlar yayılıverir.
    Biz  yıldızların yüzeye yayılışının çıkardığı tınıların sesiyle büyülenmiş  şekilde olup biteni izlerken,dahada gözlerimizi yerinden yüreğimizi zembereğinden çıkaran görüntüyle buluştuk; bu üç kuşak birlikte Ay'ın yüzeyine dağılan yıldızları kenara süpürerek Ay'ı yarım ay şekline getirdiler. Meğer süpürücüler sayesinde bizler Ay'ın değişik halerini(evrelerini) görmekteymişiz.Bilin bakalım minik oğlan Ay'ın yüzeyindeki minik yıldızları neyle kenara itiyor? ne babası gibi fırçayla ve büyük babası gibi çalı süpürgesiyle,O kendi yıldızını çatlatarak kendi kader yolunun akışına izin verirken ,süpürmek olan görevini kendi şekliyle belirlemişti;TIRMIK'la ...
       Bu minik başlangıç animasyonu izleyeceğimiz BRAVE filminin ana mesajını çıtlatıyormuş meğer:) Meridaya gelince o da tehlikeli ve zorlu olan yolu seçti ve kaderini değiştirmek istedi.Annesi değişince kaderinin de değişeceğine inandı ve izleyicinin kendine göre alacağı mesajları verdi.... Bana gelince filmi izlemeden önce aldıklarımla,izledikten sonra aldıklarım bütünlendi birbirini.İçimizde taşıdığımız yol kaderimizdir,nasıl vede ne şekilde gideceğimizi belirlerken ,yolumuzu aydınlatan,bizi birbirimize bağlayan yine içimizde taşıdığımız Sevgi ve aşktır.Filminde dediği gibi "gururla ayırdığın bağı birleştir".Kader yolu akıştan yana,kendimize ve birbirimize karşı oluşturtuğumuz dirençler akışı engellemekte,zorlu ve acılı yolara saptırmakta.İçimizdeki yol "DENGE" diyor.Direnç gösteren taraflar biririne doğru sevgi ve hoşgörüyle eğilmedikçe,akış bozulmakta evrende negatif çoğalmakta.Akan herşey değişir,tıpkı Herakleitos'un dediği gibi" akan bir nehre iki kez giremezsiniz,siz de nehir de değişmiştir".Kendi hayatımızı ve birbirimizinkini tıkamayalım.Bırakalım O sevgiyle ve hoşgörüyle aksın ve bizi sevgi ve aşk okyanusunda buluştursun....
                                                                                                Mine Münire Arslan
                                                                                              11.09.2012
                                                                                                23.34
video

8 Eylül 2012 Cumartesi

BRAVE


      Yine tesadüf diye bir şeyin olmadığına inat,bir tesadüftür ki bana bu yazıyı yazdıran;
Geçen gün tv de bir animasyon film fragmanı dönüyordu.Bir baktım ki animasyon karakter bana benziyor,üstelik elinde bir yay ve okunu geriyor.Bir yay burcu olarak,cesaretle atıldığım hayat yolumun serüveninde kendimle özdeşleştirdim hemencecik.Kızın ismi Verida diye duydum, hemen ertesi akşamı internette aradım ama bulmayı beceremedim.
     Yine tesadüf bu ki evren bana hemen cevap verdi aradığım filmi bana msn de mail olarak yolladı. Gelen cine city nin tanıtım programında "Brave" diye bir film di.Bir baktım ki benim aradığım kızın filmi.Benim Verida diye aradığım karakter meğerse Merida imiş:). Heyecanlandım ve hemen face ortamında paylaştım.Hemen yorumlar geldi; "başrole seni koymuşlar:)" "bu ne benzerlik""seni hissetmiş olmalılar tesadüf diye bir şey yoktur"dedi bir öğrencimde.Tüm bu oluşumlar hemencecik elimi kaleme götürüp sır defterime maceralarımı yazdırıverdi işte böyle.
      Tıpkı Merinda gibi bende(hepimiz) kendi hayat yolumun cesur kahramanıyım ve maceralarımı sır defterime yazıyorum.Birgün belki bir film yada bir kitap olur kim bilir.   Söylediğimiz,hissettiğimiz,istediğimiz,yazdığımız,çizdiğimiz,yaptığımız..... hiçbir şey boşlukta asılı kalmıyor,yerini er yada geç buluyor.His boyutunda,ruh boyutunda öylesine BİRiz ki ,öğrenciminde dediği gibi birbirimizi hissedip bir film karakteri yaratabiliyoruz.Birimizin isteği diğerinin yaşamında gerçekleşebiliyor.Aynı ortak yaşamı,aynı hayalleri paylaşıyoruz dünyanın her bir yanında. O yüzdendir ki çoğu zaman kendimize şu sözleri söyler buluyoruz;"tamda benim düşündüğüm gibi yapmışlar" "bak ben düşünürken adamlar yapmış bile" "bunu ben tasarlamıştım bak burası yapmış"vb işte ortak hayat...birileri düşlerken birileri yapıyor.Kendi düşünü yapabilmek içinde Braveheart olmak gerekiyor.Hayatın içinde akan bu güzel yaratımların akışını bozmamak aksine destek olmak ve yüreklendirmek gerekir ki iyilikler güzellikler çoğalsın.Aksine bu akışı engelleyip , ruhun ortaya koyduğu eşsiz eserleri yıktıkça, engeledikçe,köstekledikçe kötülükler artmakta,akış bozulmakta.İçimizdeki yaratım akışlarını engellemeyelim bırakalım bu akışlar güzellikler denizinde buluşsun .
      Kendi hayat maceralarımızın rollerini oynarken temiz(pür),cesur yüreklerle yolumuzu aydınlatıp,yönetmenin parlayan yıldızı olmaya çalışmalı ne dersiniz?
      Nasılsa bizde tıpkı film karakterleri gibi Yaradanın ve Yönetenin karakterleri deyilmiyiz?
           Yıldızınızı parlatın parlasın.
     Bu filmi daha izlemeden bana bunları yazdırttı,bakalım izlerken verdiği mesajlar neler olacak?
                                                                                               
                                                                                               06.09.2012
                                                                                                   23.42
                                                                                           Münire  Mine Arslan

22 Nisan 2012 Pazar

HAYAT BU !

     


   Hayatın minik ve bir okadarda değerli AN kapsülleri patlarken,bu patlamaların bileşkesi zamanı olduru veriyordu. Hatta bu patlamalar, senin onları farketmene bağlı olarak, kuantum sıçramalarını  yaptırıyordu :) diyerek gülümsedim kendi kendime minik kapsüllerin üzerinde kendimi sıçrar görürken. oysaki çarşıda yürüyordum,tüm bunları düşünürken. Artık  yüzüme ve halime nasıl bir görünüm bürümüşse , çoğu bakışları da üzerime çekiyordum,mıknatıs misali:) ışığımı parlatmak bu olsa gerek:)
       Çocuk cıvıltıları kuş cıvıltılarına karışırken,çiçekler tüm görkemiyle ışıldarken rengarenk,bir koşuda canımın çektiği leblebi ve üzüm tanelerini alıvermek ve ardından bu güzellikleri limonlu bir çayla harmanlayıp,anne eşliğinde içiminin tarifsiz muhteşemliğini yaşamak...Hayat budur...dedirtiyor insana...ve işte diyorsun,hayatın minik AN kapsüllerinden biri. Hergün sayısız bu kapsülleri patlatırken,kimini farkederek kiminide ne yazık ki farketmeyerek yaşıyoruz. Oysaki her AN öylesine eşşiz basitliğe sahipken,öylesine güzel,öylesine naif....
      İşte günümüz moda trendi haline gelen "kuantum sıçraması" bu minik kapsüllerin üzerinde hopi di hopi di zıplayıp patlatırken, ( minik su tanesi baloncukları misali)adeta seni yeryüzü cennetine taşıyıveriyorlar. Ne yazık ki bizler bu kapsüllerin birinden diğerine zıplarken kimi zaman baloncukların patlamasıyla bir sonrakine geçeceğimize takılıp yere düşüveriyoruz.Hoşgeldiniz kendi cehenneminize. Sonra tekrar hooop yeni bir baloncukla hopi di hopi di.....sonra yine düşüş falan derken hayatlar geçiyor...
         Tüm bunları kaleme dökerken başka bir boyut takılıyor aklıma:) AN'ı yazarken AN'ı kaçırıyormuyum acaba ? AN yazıya,resme,şiire...nekadar yansır,yansıyan O AN mıdır? yoksa başka bir AN a geçilmişmidir?AN ların artırıldığı ZamAN da yaşarken.....:)



Mine Münire Arslan
22.04.2012
saat:AN


TAZE FINDIK KABUĞU

Bir fındık kabuğunun ihtişamlı iri görünümüne aldanıp,bir hevesle davranmayacaksın içindeki iri fındığı yemenin hayaliyle:) Çünkü içinden ne çıkacağı belli olmaz,o iri görünümünün ardında kof çıkma,mincik bir fındıkcık çıkma yada içi çürük çıkma gibi olasılıklarla karşılaşabilirsiniz. Tıpkı hayat gibi,hayat bize her şekliyle her haliyle öğüt vermekte.Bugün hevesle vede çok severek yediğim taze kabuklu fındıkları dişlerimle kütürdetirken bana düşündürttüklerinde olduğu gibi.
Yada bugün Okan arkadaşımın çektiği ilk filmi izlerken, filmden aldığım ders gibi; ''ölmeden önce ölebilmeli'' demiş alimlerimiz,velilerimiz,Hz'lerimiz...bu filmi izlerken de , karakterlerden biri filmin sonunda ölüyordu.Birçok filmde olduğu gibi ölen karakterle birlikte insan oğlunun kendine dönüş süreci başlıyor.İşte dedim bu da onlardan biri. Ama neden? illa biri ölünce anlıyordu? ölmeden öldürtmeden ,yaşarken de ölünebilirmi hayata? daha ÖZsel bir hayat yaşamak adına.
Bu gün yine Fulyacığımın face sf sında gördüğüm"HERKES ÖLÜR AMA HERKES GERÇEKTEN YAŞAMAZ" RAPUNZEL' in sözü gibi. İşte bu söz de,izlediğim film de,hatta bugün yediğim taze kabuklu fındık da bana şunu söylüyorlardı sanki; Hayatı yaşamak,hayatı hayatla yaşamak,ÖZle yaşamak. Ölebilmek ölmeden önce tüm nefsanevi dizginsiz yaşamlara. Öldürtmeden anlayabilmek bir çok şeyin kıymetini, yaşarken hayatın kıymetini her ANıyla elinde tutabilmek. Hayatı dolu ve içten yaşayabilmek,iri görünümlü ama içi de dolu taze kabuklu fındık gibi :) Aldanmamak görünüşlerin boş safsatalarına, ÖZ e yönelip tadına varabilmek hayatın içtenliğine ,bir fındık tanesi misali. Vede aldırmamak,gülümseyip gecebilmek bir fındık kabuğunu dahi doldurmayan minicik sorunlara yada her sorunu minik dünyamızın kabuğunu doldurmayan sorunlar olarak görüp gülümseyebilmek kendi mucizevi minik dünyamıza...
Münire Mine Arslan
29.07.2011
23.47

20 Aralık 2010 Pazartesi

GÖRDÜM Kİ






İki bambaşka bir gündü geçirdiğim. iki başka bir boyuttu yaşadığım. Yaşamın,huzur,hüzün,mutluluk,neşe,acı,,sevinç... hepsinin bir arada olduğu,hepsinin AN olduğu bir boyut.AN'nı yaşadığım,AN olduğum iki gün.

Gördüm ki aslında herkes annem,herkes babam,kardeşim,eşim,sevgilim,arkadaşım,dostum... hepimiz BİR dik o iki günde. BİR olmanın huzuru,sevgisi,güveni sardı herbir yanımı. Ben hem hepsiydim hemde hiçbiri,herkes bendi,içimdeydi. Sevgilerini,çocukluklarını,büyüklüklerini... gördüm gözlerinden bakan o güzel ince naif ruhlarında.

İçimi dinlemeyi gördüm,hissettim. O hep doğruyu buldu,doğruya yöneldi,doğruyu yaptı. Ve anladım ki bugüne kadar ona hiç güvenmemişim,sesini duymak istememişim,duysam da o na göre karar vermek istememişim.

Anladım ki tüm perdeler kalktığında, tüm görünenlerin ötesine baktığında, doğruyu yapıyor,doğrunun kendisi oluveriyorsun. İç sesimi gördüm,iç sesimi tanıdım,iç sesimi yaşadım bu iki günde. Ve bu ses hiç yanıltmıyor,çok güvenli,saf ve temiz. Öyle de kolay ki, hemen buluveriyor seni. Ne kadar zormuş gibi görünsede öyle usulca baş gösteriyor ki,sıcacık güvenle sarıyor seni ve söylüyor sana gerçekleri,OLduruyor seni gerçeklerin içinde. Ne mutlu gösterene.Ne mutlu yaşatana Ya RABBİM!

Bir nefes olduk,bir nefeste tıkandık,bir nefeste açtık tüm pencereleri,tazelendik yeni nefeslere.

Gördüm ki aslında, herkes bu saf ruhun perdelendiği,katmanlandığı,katranlaştığı,kalıplaştığı,ruhun özgürlüğü için mücadelede ve O ruh'a ulaşmak öylesine naif ve içten ki, yeterki ona güvenip açılmaya niyet edelim O hemen usul cacık süzülüyor dışarı ve sana Gel diyor,göster diyor gerçekleri.


Bedenler,kılıflar öylesine yanıltıcı ön yargı kalıpları oluşturuyorki,öze inip,özü görüp onunla kucaklaşamıyoruz.Zihin öğrendiği kalıplarıyla,bedenlere,kılıflara,tipik jest, hareket ve mimiklere bakarak kararını veriyor,tüm ön yargısallığıyla.Bu aslında onunda suçu değil. Zihinde Tanrısal,onu da yaşarken çaktığımız kalıplarla boğuyoruz.Kalıpların kölesi oluyor öze inemiyoruz. Oysaki Tanrısal zihnimiz,tıpkı ruhumuz gibi pür.


Ruhun,özün çıkmasına izin verince,iç sesi,kalp sesi yaşanınca,duyulunca,beden de,zihin de ona amade oluyor.Ruh hepsinin elinden tutuyor. Sanki beden de,zihin de bir çocuk oluyor ruhun o görkemli ellerinde.Ve bu Tanrısal Eller sana doğruyu yaptırıyor,doğruyu gösteriyor. Sonsuzluğun BİRliğini,sonsuzluğun BİR ellerini tutturuyor.


Hayatımda hiç tanımadığım,hiç görmediğim insanlarla meğer ruhum tanışıkmış. Engelleyen zihin ve bedenimmiş. Ruh,öz,kalp açılınca tüm engeller kalktı,sevgi enerjisi heryeri kucakladı. Tanımadığım kollar annem oldu,babam oldu,sevdiğim oldu... hepsi de aynı düşlediğim sevgiyi verdi.


İtici gelen,istenmeyen,beğenilmeyen gelen,boş ön yargısal yanılsamalı zihnin yaşanmışlık dolu anılarıymış. Bunlar itici gelen giydirilmiş beden kostümleriymiş meğer.Kostümlerin,rollerin ardına bakınca sıcacık,güven dolu,masum çocuksulukta sonsuz sevgiyi gördüm.Sanki bize çıkarın kostümlerinizide gelin sarılın bana der gibiydi.


Allah her şekliyle,her haliyle bize göstermeye çalışıyor.Şükürler olsun ki hiç bizden vazgeçmiyor.Görebilmemiz için her yolu deniyor.Ve bize Rahmetiyle yardımını yağdırıyor her şekliyle.Şükürler olsun! Yağdırdığı bu Rahmetinde bizleri arındırıp,tüm katmanlaştırdığımız kalıplarımızdan sıyırmaya,Öz'le buluşmaya, onunla buluşmaya çağırıyor.Yağdırdığı her Rahmetle,dışımızdaki kalıpları yakmaya,onları ateşinde eritip,yanmayan Öze kavuşturmaya çalışıyor.


O yüzdendir yağdırarak yaşattığı acılarla ,çilelerle,hüzünlerle,sevinçlerle,mutluluklarla,neşelerle...Aşk ateşini tutuşturup yakarak yanmıyana ulaştırmaya doğru yolculuk.


Bu yolculukta Allah izniyle,Onun tuttuğu ışıkla aydınlanıyor yürüyen her adım. Allah dilerse aydınlanıyor tüm yollar.Şükürler Olsun!


Kalıpların,rollerin ardındakini gösterene,onu yaşatıp tattırana Şükürler Olsun! Öyle büyük, öyle güzel,öyle içten,öyle sonsuz bir sevgi ki bu hep orada kalmak istiyorsun. Herkes,herşey senin yuvan,sen onlarla bir bütünsün sanki.Hiçbirşey aramıyorsun,oracıkta kıvrılıp yatmak,O BİRikteliğin sevgisini hissetmek istiyorsun.Bu his seni huzurlu bir dinginliğe,tatlı bir uykuya çeker gibi geliyor.


Kimsenin rolünü üstlenmeme gerek yok. Ben kendim olma rolünü seçmişim. Annemin,babamın,kardeşlerimin,onlarında ötesindeki geçmişlerimin,yaşanmışlıkların... hiçbir yükünü,sorumluluğunu taşımıyorum. Herkes hayatta kendisi olma rolünü yaşadı,sorumluluk seçimlerini yaptı,rollerini bazıları oynadı ve gittiler,bazılarıda hala oynamaktalar. Bana düşen bunları görebilmek,bana kattıkları gücü,sevgiyi,güzellikleri,özellikleri,renkleri,kokuları,dokuları,tatları herşeylerini görebilmek hatta daha da ötesinde bu rolleri onlara oynatan "O" eşşiz gücü "O" eşşiz sevgi kaynağını görebilmek.Ve böylece bakıp bana izin verilen,bana sunulan yolu yürüyebilmek AŞKla...


Hayatın bize sunduğu roller içinde yerimi gördüm.Oynanan rolleri gördüm.Roller içindeki rolleri gördüm.Hayat tablosu gözümün önünde yaşattırılınca,kendim kendime gösterilince,gördüm büyük oyunun içindeki küçücük rolümü,rollerimizi. Ve anladım ki aslında hep aynı sarmalın çözülmesi için uğraşıyoruz. Hayatımızda ki sevgi+ özgürlük dengesini tutturmaya çalışıyoruz. Öğrenilmiş,şartlandırılmış çaresizliklerimiz içinde,rol kalıplarımızın altında ezilmişliğimizin altından kalkmaya çalışıyoruz hepbirlikte.


Kişiler,bedenler,konumlar,yaşamlar hernekadar farklı görünselerde. Yaşanan hayat hikayeleri hernekadar farklıymış gibi gelsede hepsinde BİZ varız. Hepsinde "ben" var, "ben"de Hepsi var.


Geçmiş,gelecek,şimdi hepsi "ben"de benim taa derinlerdeki özümde.Özler karşılıklı buluşunca,bedenlerin gerisindeki kalpler konuşunca,zaman zamansızlaştı,hepsi BİR oldu. Zaman,ruhların BİRliktelinde dümdüz oldu, O AN oldu. Zaman dışımızda değil,içimizde oldu. Tüm atalarım,kaybettiklerim,kazandıklarım,şu an sahip olduklarım,gelecekte arzuladıklarım hepsi O AN da ordalardı ve ben hepsiyle sevgiyle kucaklaşıyordum. Çirkin,itici bir beden kostümünün gerisindeki güzelliği gördüm ve ona sarıldım. Anladım ki bunlar sadece kostüm,sadece verilmiş,dağıtılmış roller,büyük senaryo da bizler,oyuncular. Şükürler Olsun ki uyandırana.Oyunun, senaryonun farkındalığını yaşatana. Kostümlerin,rollerin gerisindekini gösterip yaşatana...


Sanırım bu insan hayatında bir nebze de olsa yaşatılıp,gösterilince artık hayat eskisi gibi olmayacak demektir. Artık yaşattırılan bu eşsiz ANların farkındalığı suya atılan minik bir taşın etkisiyle yayılan ve büyüyen halkalar gibi tüm hayatıma yayılacak ve ben bu güzellikleri, atılan bu tohumun ağaç haline gelmesini zevkle,mutlulukla,huzurla,Aşkla,sağlıkla... nice güzelliklerle seyredip yaşamaya başlıyorum.Şükürler Olsun!


Allah hayatımda yaşattığı mucizeleriyle,bana her yoldan,her şekliyle,sevgisini,desteğini,ilgisini yolluyor. Işığıyla içimi aydınlatıyor.Aslında herkesin herşeyin sevgilim olduğunu,rollerin,kalıpların ardındaki tek bir Aşk kaynağı olduğunu,çok daha iyi anlıyor ve hissediyorum.Öğrencimde olsa,arkadaşımda olsa,hiç tanımadığım tesadüfi(böyle bir şeyde yok:) kişilerle olan birlikteliğimdede olsa,annem de, babam da olsa,kardeşim de olsa onların hepsi birer bendenli kostüm. Asıl sevgi ve Aşk kaynağı bu rolleri oynatan,bu bedenli kostümleri giydiren,bu senaryoyu,bu sahneyi yaratan Yüce ALLAH. Özlemimiz ona,susuzluğumuz ona.


Bu bedenli kostümlerle kavuştuğumuzu sandığımız daha doğrusu bedenli kostümleri kaynak sanıp,gerçek sanıp Aşkla,sevgiyle sarılışımız sonrasında ki tükenmişliğimiz yanılsamamızdan.Asıl kaynağa olan körlüğümüzden. Kaynağa sarılsak,kaynak bizi tüketmez,kaynak yormaz. Kaynak enerjiyle çoşturur.


Tıpkı bu iki günlük çalışmada deneyimlediğimiz gibi; herbirimizin hikayesi farklı kişilerle,yani kostümlerle gelişsede ,bunları açığa çıkarıncaya kadarki yorgunluğumuz,kaynağa ulaşınca son buluyor.Yeniden BİR oluyoruz ,güçleniyoruz,taze bir nefes alıyoruz kocaman...Bizi yoran taşıdığımız bedenli kostümlere zihnimizle yülüklediğimiz kalıplar ve de bunlara inanıp,sarılıp,kör olup yaşamaklar.ÖZ asla yormaz,kalbin sesi seni kurtarmak için sesleniyor;dışına çık ve gör diyor nasıl yüklerin altındasın.Oysa sen saf,pür,duru,güzeller güzeli bir ışıltısın,akansın,akışkansın.Kendini nasılda isleyip pislediğini gör.Gör kalıpların anlamsızlığını ve özün gibi özgür yaşa,pür yaşa diyor.Bir kez yaşattırıldımı bu deneyim artık herşey eskisi gibi olmayacak demektir.Herşey bütünün ve benim hayrım için en hayırlı şekliyle yaşanıyor demektir.


Sarılmanın neden bu kadar önemli vede güzel olduğunu gördüm,hiç tanımadığım yabancı diye adlandırdığım,güzel,çirkin,çekici,itici... diye adlandırdığım insanlara sarılırken. Çünkü sarıldığım beden kostümleri değildi. Biliyordum ki onlar hayatlarındaki rollerini oynuyorlardı. Tıpkı benim de kendi rolümü oynayışım gibi ,bu büyük senaryo içinde.Sarıldığım daha da ötesiydi,geçmişimdi,geleceğimdi,şimdimdi. Zamansız sonsuz BİRlikteliğeydi sarılışım. İçimdeki zaman da zamansızlığı gördüm. Herşey herkes sevgi çemberinde zamansızlık vede boyutsuzluktaydı.


TEŞEKKÜREDERİM!!!!


Münire Mine Arslan


20.12.2010 saat:20.25



29 Ekim 2010 Cuma

RÜYA'DAN AŞK'A UYANMAK





Aşkın kaynağının özündeki gerçek olduğunu görmez olmak; Aşk'a kör olmakmış.

Gördüğümüzü sandığımız,bulduğumuzu sandığımız kendi özlemsel susuzluğunu duyduğumuz; özümüze duyduğumuz aşkmış. Özümüzle buluşamamanın verdiği derin özlem.
Dışardaki aşk aynasında kendi gerçeğimizi görüp ona aşık olmuşuz. Yüceltmişiz buyüzden yaşanan her aşkı. Yücelen kendi kaynağımızdan görmüşüz, yansımalarımıza bakıp bakıp oldurtmuşuz kendi eşsiz düşsel gerçekliğimizi. Sonra birden dünyasal gerçekler uyandırmış Aşk'ı; uyan!gördüklerin senin gerçeklerin! . Görünenlerin gerçekleri bambaşkaymış,onlarda kendi yanılsamalı yansımalarını yaşıyorlarmış. Herkez yanılsamalar dünyasında( Platon'nun da tabiriyle "yansımalar dünyası" ) gerçekliğine inandıklarıyla aşk yaşıyorlarmış.

Sanırım bu yanılsamalı dünyada karşılıklı aynı yanılsamayı, aynı rüyayı gördüğünde bu iki kişi rüyada yok olup, gerçeğin BİRliğinde uyanıyor olacaklardır.

Yanılsamalı yansımalarla dolu bu dünyanın tüm bağlarından kopup ÖZüyle Aşk yaşayan , iki ÖZsel varlığın örtüşmesiyle oluşan bu eşsiz denklem BİRlik'te sonsuzluğa uyanıyorlarmış.


Münire Mine Arslan

29.10.2010 cuma .18.15

25 Ağustos 2010 Çarşamba

KELEBEĞİM





Her günün sonunda ölüp,yeni bir sabaha yeniden doğan sonsuz renkli kelebeğim. Ama illede Maviyim. Meleklerin yeryüzüne indiği civit mavi saatlerin maviliğinden. Denizin ve gökyüzünün uçsuz,uçuk maviliğinden…



AN’nın güzellikleriyle birikmiş BİR günün tadıyla yaşayıp, ölebilmek bu günün sonunda. Yattığın yatağın yastığında bırakıp bedenini, ruhun sonsuzluğunda yaşarken arınıp, her günün ışıldayan sabahında, pırıl pırıl gözlerle yeniden doğmak.



Üzülürdüm kelebeklerin ömrüne düne kadar, varlıklarıyla bize gösterdiklerini anlayana kadar. Meğer her güne ölebilmeyi gösteriyorlarmış tüm güzellikleriyle. O yüzden bu kadar özgür uçabiliyorlarmış. Biz ömürlü insanlara, ölmeden önce ölebilmenin güzelliğini, özelliğini simgeliyorlarmış pır pır uçan ışıltılı renkleriyle. Dokununca toz olup uçuşan, grileşen solan renkleriyle de; dokunulmazlığı, sahiplenilmezliği gösteriyorlarmış, her şeyiyle özgürlüğü yaşayarak. Kanatlarının narinliğiyle, dokunduğunda yok olan o eşsiz renkleriyle, BİR güne yaşayıp BİR güne ölmeleriyle, biz ömürlü insanlara güzelliğin sırrını açıklıyorlarmış meğer. Biriktirmeden olumsuzluklarını, tüm olumsuzluklarına ölebilmeyi gösteriyorlarmış tüm naifliklerinde.



Belirlenimsizliği gördüm, bir kelebeğin kanadının renklerine elleyince, elimde dağılıveren grimsi toz zerrelerinde. Anladım ki hayatta bir şeyleri belirlemeye, sahiplenmeye kalktıkça, tıpkı elinde dağılıveren grimsi toz zerreleri misali uçup gidiveriyor dokundukların.



Tüm güzellikleriyle yaşayıp, her güne ölebilen kelebekler dedi ki; ÖL, senin ışıltını söndüren her şeye her günün sonunda ÖL. ÖL ki yeni bir güne pır pır parıldayabilesin eşsiz renklerinle. Kanatlarımın eşsizliğinde gör; AŞK ın eşsizliğini, dokunulmazlığını,belirlenimsizliğini, özgürlüğünü gör. Ve bana olduğum gibi bak, olduğum gibi gör ışıldayarak pır pır uçan varlığımı. Bu eşsizliğime dokunduğun an bilki ben artık ölmekteyim, ölüyüm. Senin sahiplenici, meraklı ellerinde ,diğer ölü arkadaşlarımın yanında,koleksiyonunun içinde,ölü bir parçayım çerçevelenmiş görüntümde.













Önceleri kendimeydi yazdıklarım,sonra anladım ki kendimin her bir parçası olan BİZlerle olan BÜTÜNSELLİK’ e, BİRliğimize yazdıklarım.



Münire Mine Arslan.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Bütünselliğime Taşıyan Düş Gemim




“ Hayırlı mal,hayırlı insana yaraşır” Makalat. Sösüzden yola çıkarak; yaşadıklarımız,karşılaştıklarımız…vb.bize yaraşandır. Bizim aynamızdır bizi bize gösteren,nerde olduğumuzun, ne durumda olduğumuzun pusulalarıdır adeta. Ne mutlu farkedene,farkedipde pusulayı doğru kullanabilene ve yolunu aydınlatıp yürüyebilene. Allah bu yolda kimseyi ışıksız bırakmasın,ışıklar içerisinde de kör eylemesin.


Bu alemde ilerlerken çektiğimiz zorluklar,bocalamalar,üzüntüler…vb. öteki aleme yarın zevk ve neşe içinde gidebilmemiz içindir. Önümüze çıkan her sorunu,her endişeyi her zorluğu yolumuzu aydınlatan pusulalar,meşaleler gibi görüp sevinçle karşılayıp,kabullenmek ve bunları doğru tutup,doğru değerlendirip yolu yürümek gerek. Bizim olumsuzluk olarak gördüklerimiz,kötü olarak gördüklerimiz,yanlış olarak nitelendirdiklerimiz,hemen yanı başlarındaki olumluluğu,iyiyi,doğruyu görebilmemiz içindir. Çünkü onlar BİR ve aynıdır.


Onlar bizdeki eksik parçaları,ruhumuzun ,özümüzün bölünmüş,parçalanmış kısımlarını gösterip, onları tamamlayalım,özümüzle bütün ,özümüzle uyumlu yaşayabilelim diyedir. Tıpkı yap-boz’un parçaları misali ; Şaheser bir tablo olarak yaratıldık. Yaşarken bu şaheserden parçaları teker teker yitirdik. Şimdi yitirdiğimiz bu parçaları arıyoruz . Biliyoruz ki özümüz, bütünlenmeyi,TAM olmayı,mutlu olmayı istiyor. Çünkü zaten öyle idi ,biz onu yap-boz haline getirdik. Şimdide tekrar bir araya getirip o şaheseri çerçeveletip asmak istiyoruz yaşam duvarımıza.


İşte tam da oyunun bu noktasında, yap-boz’un doğru parçalarını bir araya getirmeye çalışırken yoruluyoruz,yılıyoruz,sabrediyoruz,sabırsızlanıyoruz,üzülüyoruz,seviniyoruz… oysaki karşımıza çıkıp elimize gelen her parça,doğru olan parçayı bulup,doğru yere yerleştirebilmemiz için bize ip ucu veriyor. Hayatımızın renklerini, şekillerini,figürlerini,fonlarını oluşturup saheserimizi ortaya çıkarmamızı sağlıyor. Tıpkı yaratılışımızda olduğu gibi,özümüz gibi,BİRliğimiz gibi…


Bu yap-boz’u tamamlarken bize yardım eden en büyük yardımcı AŞK. Her şeyde olduğu gibi,her şey olduğu gibi AŞK. Yaşattırılan,yaşanan her Aşk’la, seni sana gösterip,yolunu bulmana,özüne kavuşmana,eksik parçalarını bulup,bir araya getirip,bütünselliğine ulaşmana,saheserinle kucaklaşmana yol açıyor ,ışık tutuyor,yol gösteriyor.


Şükürler Olsun Yaradan’a!


Yaşadığım çalkantılar, beni bütünselliğime taşıyan düş gemimin ilerleticisidir/yakıtıdır. Çalkantıların,dalgaların beni gelişi güzel savurmaması için, onların yönünü,şiddetini,gücünü… farkedip, ona göre rotamı mutluluğum doğrultusuna yöneltiyorum. Vira Vira diyorum mutluluğumun rotasına. Vira Vira diyorum beni bütünselliğime taşıyan düş gemime…

28 Temmuz 2009 Salı

Denizin İçinde Gelen Hayal Perim Dedi ki





Denize kıyısı olan bir evin olsun,

dalgalar bahçe duvarına vursun,

yosundan bir halı örsün her vuruşları.

Deniz kızları vede oğlanları arkadaşın olsun,

civit mavi saatlerde aşkı anlatsınlar sana.



Denizin maviliğinde sabahları yıkansın tüm bedenin,

civit gibi güne başlasın tüm benliğin.



Öğle saatleri muhteşem cırcır böceği orkestrasında ruhun buluşsun huzuruyla.



Bahçende gezinsin küçüklüğünün tavşanı,

bir de kaplumbağla,köpeğin olsun.

Toprak böcükleri,karıncalar zaten varlar :)

Kuşlar her daim cıvıltılarıyla neşe tılsımları serpsinler herbiryana.


Hıııı birde yine küçüklüğünden ipek böceklerin olsun,

bahçendeki dut ağacının yapraklarıyla onları,dutlarıylada kendini besleyesin :)

Koza'dan kelebek oluşları ayna olsun sana, ucup AN'lık zamanların mucizevi mutluluklarına.


17.07.2009

Çeşme

Münire Mine Arslan

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Yoga Yoluna Giriş





Yoga Yoluna Giriş

Yoga,hayale dalmayan bir zihne sahip olma yöntemidir. Yoga ,burada ve şimdide olma bilimidir. Yoga, artık geleceğe yönelmemeye hazırsın anlamına gelir. Yoga, artık umut etmemeye ve varoluşunun bir adım önüne zıplamaya hazırsın demektir. Yoga, gerçekle olduğu gibi yüzleşmek demektir. Çünkü sadece gerçek seni özgür kılabilir,sadece gerçek kurtuluş olabilir.Yoga bir içe dönüştür. Tamamen dönüş hakkındadır. Geleceğe doğru ilerlemediğin ve geçmişe doğru hareket etmediğin taktirde, kendi içinde hareket etmeye başlarsın- çünkü varlığın burada ve şimdidedir,gelecekte değildir. Şu anda burada ve şimdidesin ve bu gerçekliğe girebilirsin. Bu durumda zihnin de burada olmalıdır.Yoga bir din değildir. Yoga ,Hindu değildir,Müslüman değildir. Yoga sadece matematik,fizik veya kimya gibi salt bilimdir. Fizik de Hiristiyan fizik değildir,Budist değildir. Yoga nın Hindular tarafından keşfedilmiş olması sadece raslantıdır. Yoga Hindu değildir. Sadece içsel varlığın salt matematiğidir.Yoga salt bilimdir ve Patanjali de yoga dünyası söz konusu olduğunda en büyük isimdir. İnsanlık tarihinde ilk defa bu adam dini bilim derecesine yükseltmiştir: dini,sadece çıplak kanunlardan oluşan bir bilim haline getirmiştir. İnanç gerekmemektedir. Yoga sana birşeye inanman gerektiğini söylemez. Yoga dene der. Nasıl ki bilim,dene diyorsa,yoga da dene der. Deney ve deneyim aynı şeylerdir, sadece yönleri farklıdır. Deney, dışarıda yapabileceğin bir şey anlamına gelirken, deneyim içte yapabileceğin bir şeydir. Deneyim içsel bir deneydir.Yoga varoluşsaldır, deneyimseldir,deneyseldir. İnanç gerekmez,sadece denemeye cesaret gerekir.inançta ise dönüşüm geçirmezsin. İnanç sana eklenen bir şey; yüzeysel bir şeydir. Varlığın değişmez, belirli bir mutasyondan geçmezsin. İnançlar giysiler gibidir. Hayati önem taşıyan hiçbir şey biçim değiştirmez; sen yine aynı kalırsın.İnanç kolaydır,çünkü gerçek anlamda bir şey yapman istenmez. Yoga inanç değildir. Bu yüzden zordur, çetindir ve kimi zaman imkansız görünür. Varoluşsal bir yaklaşımdır. Gerçeğe ulaşırsın,ama inanç aracılığı ile değil, kendi deneyimlerin, kendi farkındalıkların aracılığıyla. Bu tamamen değişmek zorunda olduğun anlamına gelir. Görüşlerin,yaşam tarzın,zihnin,ruhun tamamen paramparça olacaktır. Yeni bir şey yaratılacaktır. Sadece bu yeni yaratılanla gerçekle temas edebilirsin.Dolayısıyla yoga hem bir ölüm, hemde yeni bir yaşamdır. Şimdiki halinle ölmek zorunda kalırsın ve ölmediğin sürece yenisi doğamaz. Yenisi içinde gizlidir. Sen sadece onun tohumusun ve bu tohumun düşmesi ve toprak tarafından emilmesi gerekir. Tohum ölmeli; ancak böyle yeni olan senden doğacaktır. Ölümün yeni hayatın olacaktır. Ölüme hazır oluncaya değin, tekrar doğamazsın. Dolayısıyla yoga inançları değiştirme meselesi değildir.Yoga bir felsefe de değildir. Hakkında düşünebileceğin bir şey değildir. Sadece olman gereken bir şeydir; hakkında düşünmek işe yaramaz. Düşünmek, kafanda devam eder. Gerçekten varoluşun kökenlerine kadar inemez; bütünün değildir. Sadece bir bölümü,fonksiyonel bir bölümüdür ve eğitilebilir. Mantıkla bir şekilde tartışılabilir,rasyonel düşünebilirsin,ama kalbin yine aynı kalcaktır. Kalbin en derin merkezin,kafanda onun sadece bir dalıdır. Kafan olmadan olabilirsin,ama kalbin olmadan asla. Kafan esas değildir.Yoga,tüm varoluşla,köklerinle ilgilinir. Felsefe değildir. Dolayısıyla patanjali ile düşünmeyecek,spekülasyonlarda bulunmayacağız. Patanjali ile varoluşun nihai kanunlarını öğrenmeye çalışacağız: dönüşümün kanunlarını,nasıl ölüneceğine ve nasıl tekrar yeniden doğacağımıza dair kanunları ve yeni bir varoluş düzeninin kanunlarını. Bu nedenle ben buna bir bilim diyorum.“ Yoga’nın disiplin zamanı şimdi’dir”“Patanjali der ki: hüsrana uğradıysan,ümitsizsen,tüm arzuların ne kadar boş olduğunun farkına vardıysan ve hayatını anlamsız görüyorsan_bugüne kadar her ne yaptıysan ölmüş,hiçbiri geleceğe taşınmamıştır; tamamen ümitsizlik içindesindir-ki Kierkegaart bunu keder diye adlandırır. Kederliysen,acı çekiyorsan,ne yapacağını bilmiyorsan,nereye gideceğini bilmiyorsan,kime bakacağını bilmiyorsan,deliliğin veya intiharın yada ölümün eşiğindeysen, yaşamın tüm düzeni birden boş bir hale gelmiştir. Bu an gelmişse, yoga disiplininin zamanıdır. Sadece şimdi yoga’nın bilimini,yoga’nın disiplinini anlayabilirsin.”Disiplin var olma kabiliyeti,öğrenme kabiliyeti anlamına gelir.Var olma kabiliyeti. Bütün yoga duruşları gerçekte bedenle ilgilidir. Patanjali der ki; bedenini birkaç saat boyunca hareket ettirmeden sessizce oturabilirsen,var olma kabiliyetin artar. Patanjali’nin duruşları,asanas,gerçekte herhangi bir fizyolojik eğitim türüyle ilgili olmayıp,varoluşun_hiçbirşey yapmadan,hiçbir hareket göstermeden,herhangi bir faliyette bulunmadan,sadec e olduğun gibi kalarak_ var olmanın içsel eğitimi ile ilgilidir. Olduğun gibi kalmak,bir merkeze yoğunlaşmana yardımcı olacaktır.Bedenin seni ne kadar çok takip ediyorsa,içinde o denli büyük bir varlık,daha güçlü bir varlık olacaktır. Ve unutma,beden hareket etmiyorsa,zihin de hareket etmez,çünkü zihin ve beden iki ayrı şey değildir. Onlar tek bir fenomennin iki kutuplarıdırlar. Beden ve zihin değilsin,beden-zihinsin. Kişiliğin psikosomatiktir-her ikisi beden-zihindir. Zihin ,bedenin en göze çarpmayan bölümüdür.Patanjali önce beden üzerinde,daha sonra da varoluşunun ikinci tabakası olan prana_yani nefes alış verişin üzerinde çalışır. Daha sonra düşünceler üzerinde çalışmaya devam eder.Bilimsel bir yaklaşımın bedenle başlaması gerekmektedir. Önce bedenin değişmelidir. Bedenin değişirse,nefes alış verişin de değiştirilebilir. Nefes alışverişin değiştiğinde,düşüncelerin değiştirilebilir. Ve düşüncelerin değiştiğinde, sen de değiştirilebilirsin.“ Bir Buda gibi bir ağacın altında otur. Sadece otur,sadece bedeninle: aniden nefes alış verişinin değişeceğini göreceksin_daha rahat,daha uyumlu olacaktır. Nefes alışverişin uyumlu ve rahatsa,zihnin de daha az gergin olduğunu hissedeceksin. Daha az düşünce,daha az bulut,daha fazla yer ve fazla gökyüzü olacaktır. İçerde ve dışarda bir sessizlik hissedeceksin,akıp giden.”Beden duruşunu değiştirmek istiyorsan,Patanjali sana yeme alışkanlıklarını değiştirmeni söyleyecek,çünkü her yeme alışkanlığı göze çarpmayan beden duruşları yaratır. Et yiyen biriysen,vejetaryen değilsen, duruşun farklı olacaktır,çünkü bedenin yediklerinden oluşur. Vejetaryenlik Patanjaliye için ahlakçı bir kült değil,bilimsel bir yöntemdir. Et yediğinde sadece gıda almakla kalmayıp,etin alındığı hayvanın da içine girmesine izin veriyorsun. Et belirli bir bedenin, belirli bir içgüdü kalıbının parçasıdır. Et birkaç saat önce bir hayvandı ve bu et, hayvanın bütün izlenimlerini,hayvanın bütün alışkanlıklarını taşır. Et yediğinde,birçok davranışın bundan etkilenecektir.Patanjali, seninle-ve dönüşümünle ilgilenir. Ve olayları sadece değişimi düşünerek değiştiremezsin, durumu sen yaratmak zorundasın. Sevgi dünyanın heryerinde öğretildi, oysa hiçbir yerde sevgi yoktur,çünkü ona uygun bir durum yoktur. Yiyecek lerini değiştirirsen,beden duruşunu değiştirirsen,uyku düzenini değiştirirsen, içinde yeni bir kişinin meydana geldiğini göreceksin. Bundan sonra da farklı değişimler mümkün olacaktır. Bir değişiklikten sonra başka bir değişillik olası hale gelir. Adım adım daha fazla olanaklar açılır. Bu nedenle Patanjali’nin mantıklı oladuğunu söylüyorum. O mantıklı bir felsefeci değil, o sadece mantıklı ve pratik bir adamdır.Beden hareket etmiyor ve bir duruşa varabiliyorsan; bedenine “sus” diyebiliyorsan,zihin de sessiz kalacaktır. Bu hareketsiz duruş sadece fizyolojikbir eğitim değil,bir merkeze yoğunlaşma durumunun meydana gelebileceği ve içinde disipline edildiğin bir durumu yaratmak için kullanılır. Bir merkeze yoğunlaştığında, var olmanın ne anlama geldiğini bildiğinde, artık öğrenebilirsin,çünkü alçak gönüllü olacaksındır. Artık teslim olabilirsin. Artık hiçbir ego yakana yapışmayacak,çünkü merkeze yoğunlaştığında bütün egoların sahte olduğunu bileceksin. O zaman başını eğebilirsin. İşte o zaman yeni bir disiplin doğmuş olur.Yoga’nın disiplini seni kendi kendinin efendisi yapma çabasından oluşur. Şu anki halinle sadece birçok arzunun kölesisin. Birçok efendin var ve sen de sadece bir kölesin_ve birçok yöne çekiliyorsun.Yoga, zihinsizlik halidir. Zihin sözcüğü burada her şeyi, kapsar_egolarını,arzularını,umutlarını,felsefelerini,dinlerini,kutsal kitaplarını. Zihin bunların hepsini kapsar. Zihnin durması,bilinenin durması,bilineceklerin durması anlamına gelir. Bilinmeze bir atlayıştır. Yoga bilinemeyene bir atlayıştır.Patanjali ‘nin tanımı ise şöyledir: zihin yoksa, yoga’nın içindesin demektir. Zihin varsa, yoga’nın içinde değilsin demektir. Böylece tüm o duruşları yapabilirsin,ama zihin çalışmaya devam ederse,düşünmeye devam edersen,yoganın içinde değilsin. Yoga ,”zihinsizlik” durumudur. Herhangi bir duruşa gerek kalmadan ,zihinsiz olabiliyorsan, mükemmel bir yogi olmuşsundur.Düşünme faliyeti yoksa,oradasın. Zihin faliyeti yoksa, düşüncelerin yok olup gitmişse, ki yok olup gittiklerinde sadece birer bulut gibidirler,varlığın ,tıpkı gökyüzü gibi,ortaya çıkar. Aslında da daima oradadır_sadece bulutlarla,düşüncelerle kaplanmıştır.

Osho/Yoga kitabının bir bölümünün özeti.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

KALBİMDEKİ DENİZ





Eğer öksüz kalırsa bu ölümüne sevda,sussun rüzgar,solsun güneş bitsin bu rüya....

Eğer gönüller de sevgiye yer yoksa,Aşk tan sözetmeyi bırak dalgalara.....^^^

Bir ÇİVİT MAVİSİ renkle yazılsın senden hikayemiz bu kara sevda.

Aramıza çizildi bu mavi duvar,bakıp bakıp sevdalı kıyılar ağlar.

Dünya bölündü ortasında ikimiz,sevdamı saklıyor bu kalbimdeki deniz.

Eğer bu sevdaya sahip çıkmıyorsa dünya,sussun rüzgar solsun güneş bitsin bu rüya........


İNCESAZ



Ruhun kendini en güzel ifade ettiği yollardan biri dir sarkı,özle bir olduğu.İncesazın bu şarkısını dinlerken dedim ki;)

Ne güzel bir sesleniş insana,insanlığa.

Evrenin senini duymak AŞK ve SEVGİYLE.

Eğer beceremiyorsak ta bırakmak gerek Aşk ı dalgalara,rüzgara,güneşe,toprağa....

Bitsin gerçek sandığımız bu rüya......

MM Arslan

20 Haziran 2009 Cumartesi

ÇİVİT MAVİ SAATLER




Buluşmanın rengidir çivit mavi saatler; gündüzün geceyle,gecenin gündüzle buluşması.İnsanın kendiyle buluşması,iç sesinin iç görüyle buluşmasıdır mavinin en güzel civitinden.

Ruhumun pencerelerinin maviliğinden midir bilmem,oldum olası çok sevmişimdir bu rengi.Kendimle buluşup,sohbetleşmelerimden beri daha da bir "ben" olmuştur mavinin en derini.

Aşk'ın rengi diyorum ben buna,kırmızılığın aksine. Aşk'ı temsil eden kalpte kırmızı damarlar dolanmıyor sadece. Mavinin ve kırmızının harmonisi olmuştur kalp. Tıpkı güneşin batış saatlerinde ki çivit maviliği gibi.

Aşıkların seyre daldığı, Aşk olduğu, sihrine kapıldığı saatler. İlahi Aşkın en güzel tablosunu izlerken ,içlerindeki Aşkla bir olurlar. Suskun saatlerdir bunlar Aşkın konuştuğu diğer herşeyin sustuğu saatler.

Bu renk daha da bir perçinler var olan ,gerçek olan Aşkları. O yüzden susup oturur iki Aşık,içlerinde akan Aşk mavili yolda bütünleşir Yüce kaynakla, şarj olurlar adeta.

Hem yalnız olmanın hem bir olmanın saatleridir.

Evrenin rengidir çivit mavisi. Bu saatler sessizliği dinleme saatleri. Meleklerin insanlara karıştığı,hayal ile hakikatin sınırlarının bulandığı saatler. Belkide o yüzdendir akşam ezanlarının teleşı,ibadetin kısalığı.

Evrenin korunma kalkanlarının açılışı tüm maviliğiyle kutsuyor bizleri.


00.50

09.06.2009

Münire Mine Arslan

2 Haziran 2009 Salı

ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN 40 KURALI


Hani bir filmden çıkarsın "işte bu"dersin yada bir kitap okursun oda seni okur sanki sana,bir şarkı sözünde bulursun hissedip de seslendiremediğin duyguyu.... bende bu kitabı bitirince birkez daha anladım ki; eğer önceden bir şeçim yapıyor ve bu seçimlerimiz doğrultusunda bir hayat sürdürüyorsak, benim seçimim AŞK.Aşk şeriatının yazarı Zahirin,aşkı Ella'ya dediği gibi " Aşk kullanıla kullanıla içi boşaltılmış bir kelimeye döndü ama sen varlığınla Aşkı yüceltebilirsin".Yaşadıklarım,yaptığım seçimler,sonlarım,başlangıçlarım,yaşıyor olduklarım.... Gösteriyor ve göstermeye devam ediyor neyi seçtiğimi.Varlığımla,varlıklarımızla AŞKı yüceltebiliriz.Çünkü AŞK "ÖZ"dür. ÖZ ise BİRdir. AŞK ta AŞ(MA)K vardır;ÖZün güzelliğinde YARADAN la buluşmak vardır.Özlerimizin güzelliğinde buluşup AŞK olup AŞ(ARA)K SONSUZ SEVGİDE BULUŞMAK VARDIR........AŞK bir basmaktır AŞ(MA)K tır blincimizi,sonsuz sevgiye ulaşabilmek için.Bir yol göstericidir,ışık tutumaktır SONSUZ SEVGİYE.Hatırlatıcıdır biz fanilere asıl gerçeği ama bizler sürekli unuturuz bildikllerimizi,yada görmeyiz puslu perdenin gerisindekini,takıllıp kalırız yanlışlarımıza,AŞıp ta varamayıp gerçekliğe. Bilipte bilemeyiz bazen yada bilip te OLamayız......Aşağıda yeni bitirdiğim ve son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biri olan Elif Şafak'ın "Aşk" kitabından derlenmiş,Şems'ın ağzından dökülen muhteşem kuralları sevgimle paylaşıyorum ...
Münire Mine Arslan


...


GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI



1. Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sen de bu vasıflardan bolca var demektir. (syf.51)

2. Hak Yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil! (syf.64)

3. Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batınınin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindirki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye. (syf.75)

4. Kainattaki her zerrede Allahın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü o camide, mescitte, kilisede, havra da değil, her an her yerdedir. Allahı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır. (syf.86)

5. Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:"Bırak kendini, ko gitsin! "
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var! (syf. 95)
6. Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur. (syf.96)

7. Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin. (syf.101)

8. Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sadece kimsenin bilmediği gizli bir bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir. (syf. 103)

9. Sabretmek öylece durup beklemek değil ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki,gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.(syf.104)

10. Ne yöne gidersen git,-Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney-çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır. (syf.117)

11. Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir. (syf.117)

12. Aşk bir seferdir.Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur. (syf.118)
13. Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.Tutup da ona hayran olmaya değil.(syf.119)

14. Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üsütne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? (syf. 134)

15. Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek hepimiz tamamlanmamış birer sanat eserleriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.(syf.135)

16. Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin. (syf. 144)

17. Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir. (syf.146)

18. Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır. (syf.148)

19. Başkalarından saygı, ilgi yada sevgi bekliyorsan,önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir. (syf.176)

20. Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir. (syf.177)

21. Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir. (syf.181)

22. Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil... (syf.183)

23. Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır, ne tefritte. Sufi daima orta yerde...(syf. 197)
24. Madem ki indan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allahın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak buna yakışır , soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir. (syf.229)
25. Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz. (syf. 230)

26. Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir. (syf. 255)

27. Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsin o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir. (syf. 260)

28. Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise, başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an'ın hakikatını yaşar. (syf.267)

29. Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demektir. Bu sebepten, "ne yapalım hayatımız böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. (Syf. 275)
30. Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıpta kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter. (syf. 280)

31. Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar. (syf. 303)

32. Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost... Ve sakın doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama! (syf. 305)

33. Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil,hiçlik bilincidir. (syf. 328)

34. Hakka teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir belde de yaşar. (syf. 357)

35. Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır. (syf.374)

36. Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrıda onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
Onun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan! (syf. 394)

37. Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde herşey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.(syf.397)

38. "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli. (syf. 400)

39. Noktalar sürekli değilse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, herşey yerli yerinde kalır, merkezinde...... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar. (syf. 407)

40. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi yada cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfata yada tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.....(syf 415)



ELİF ŞAFAK "Aşk"





30 Mayıs 2009 Cumartesi

ÖPÜCÜK

GUSTAV KLIMT ''The kıss'' tablosu



"Aşk ruhsal bir dokunuştur''Kimileri fizikselleşmek için sevişir kimileri ise ruhsalllaşmak için.Gerçek aşkta sevişmek,ruhsal dokunuşlardan oluşur.Gerçek aşk,yaşadığı bedene hapsedilmiş ruhu serbest bırakır.Fiziksel sevişmede bütünleşen sadece bedenlerdir.Gerçek aşkta ise bedenle birlikte,ruhun girdapları da bütünleşir.O an,kişisel cennetini en yakından hiisettiğin andır.Bir süreliğine de olsa bedeninden yükselirsin.Gerçek aşk bittiğinde ise,ruh bedenine yeniden haps olur. İşte bu yüzden aşk acısı tarifsizdir...


Burak Özdemir "Tanrının Doğum Günü" kitabından


ANNE KUCAĞI

GUSTAV KLIMT'ölümsüz eserlerinden,''Portrait of Adele Bloch-Bauer'' tablosu.


Cennet bahçesidir annenin kucağı,mis kokulu,huzur ve güven dolu.Ruhumuz bedenlenir anne karnında,ve o ölümsüz bağ ,göbek bağı kesilsede asla kopmaz ,bedenlerimiz her nerede olursa olsun ......

Münire Mine Arslan