30 Mayıs 2017 Salı

NEFES

Gece yarısı notlarından; NEFES


Nefesin bir bahar dalı gibi koksun. Nefesinle açıl, nefesinle aç tüm kapalı olan pencerelerini, kapılarını, tüm bedenin, zihnin havalansın, miss koksun.
    Kendi içine kapandıkça, kibre ve bencilliğe…vb kapandıkça, kokmadasın, kokuşmadasın.
     Doğada, evrende her şey açılmada, bir gül goncası güle açmada, bir tohum ağaca açmada, bir bebek insana açmada…^^ her şey açılırken sen ne diye kapanmadasın kendi kokuşmuşluğuna. Nefesinle aç her şeyini. Sevgi olduğun gerçeğini aç tüm evrene…^^
     Aynı gerçeği soluyorken, aynı ruhu soluyorken, nasıl da aldanıyoruz farklı olduğumuz illüzyonuna. Nefesimiz, nefeslerimizken nasıl da ayrı düşüyoruz. Oysa ki aynı nefesi soludukça var oluyoruz. Aksi halde ölüyoruz kendimize ve de her şeye.
25.05.2017
01.24


İLLÜZYON ELMASI



Rahat ol, evrendeki diğer canlılar

gibi, özünün açığa çıkmasına ve seni huzura gark etmesine izin ver. Enginliğinin, sonsuz lütuflarının akmasına seni pûrü pak yapmasına izin ver.
Kendinle ilişkide ol, gerçek varlığın ortaya çıksın. Öz varlığına sahip çık, onu onurlandır. Onunla ol, ‘’O’’ ol. Bölünme, parçalanma yaratma. BİR ve BÜTÜN olan varlığını her AN kutla, kutsa, şükranla yaşa…^^ Varlığının eşsizliğinin, BİRicikliğinin EMİNliğin de, lütufları şükürle kutla. Her şeyin zaten SEN olduğunun idrakın da, halinde her şey zaten SENİN.
Varlığın, sonsuz bilincin bilme gücüne sahip. Asla hislerin olan bu bilme kaynağına şüphe sokma, bu varlığına ihanettir, şirktir, inançsızlıktır… İnancının, imanının göstergesi olan varlığının gücünden nasıl şüphe duyabilirsin ki?
Gerçeğinin ne olduğunun EMİNliğin de, rahat ol, eylemsiz ol, sade, doğal ol; diğer canlılar gibi, özünle yaşa. Bir gül goncası açmak için çabalamaz, bir kuş ötmek için uğraşmaz…^^ Rüzgar gibi es, yağmur gibi yağ, su gibi ak,..^^ Her AN’nın doyumsuz keyfinde kal!
Ne diye yorarsın kendini, çabalarsın, zorlarsın, şekillendirmeye çalışırsın, yapışırsın, tutunursun,… Zaten her şey emrine amade iken, zaten her şey önüne seriliyorken. Yarattığın acizlik, değersizlik, korku…büyüsünde debelenip cehennemimde yaşarsın, tüm tükenmişliklerinle, aynı yere varan tekrarlarınla.
Bölme kendini zaten BİRsin. Bölünme zannı Ademin elmayı ısırması; düştüğü bilinç bulanıklığıyla cehennemini yaratması. Oysa bu bir illüzyon. İkilik yok, şaşılık yok, gördüğün de , baktığın da BİR. Bilinç Öz bilinçtir, bu illüzyonu fark et. Elmayı ısırmış olabilirsin fakat sende öyle güçlü , öyle sonsuz bir bilinç kaynağı var ki, o kaynakla ayrılmadığını, bölünmediğini fark edebilecek kapasitedesin. Beden deneyiminin amacı , sebebi budur. Aslında hiç bölünmedin, hep kaynakla ve cennettesin. Yanılsama, varlığının ne olduğunu unutmandan, ayrıldığını sanmandan, görememenden, kendini bölerek cehennemde olduğunu sanmandan. (illüzyon Elmasını yemenden)
İzin ver zaten sen olan varlığım sana gerçeği anlatsın,yol göstersin. Bilincinin gücüne sahip çıkarak, onu kucaklayarak, kutlayıp, kutsayarak, şükürle, farkındalığın aydınlığında yaşa. Fark et! Gerçeğini Gör! Hep onunla olduğunu, ‘’aklımda’’ diyerek, ‘’Lades’’ oyununun kazananı ol! Oyunu ‘’ İllüzyon Elması’’nı ısırarak başlatmış olabilirsin. Fakat BİR olduğunun, sonsuz kaynak olduğunun farkındalığında ‘’aklımda’’ seçimini yapabilecek güçle yaratıldın. Sen sonsuz bilinç kaynağısın, bu kaynak senden akıyor. Senin kapasiten bu illüzyonu görebilecek, şaşılığı fark edebilecek engin bir görüye sahip. Bu gücü gör! Hakkını ver! BİRliğini kucakla, kutla, kutsa…^^ Aşk olan varlığınla yaşa. Asla şüphe kırıntısı bile duyma! Asıl ihanet, asıl cehennem odur. Şüphe tohumları cehennemin mozaik taşlarıdır.

01.04.2017
23.34


M.Münire Arslan

IŞIK



     Yıllardır özlemini çekip, isteğini duyduğum, hayalini kurduğum “gerçek aşk”ın, hayatımı adadığım, yaşamak için arzu duyduğum “gerçek aşk” ın, ben ve benimle olduğunu bilmek, inanmak, idrakine ve haline varmak, ne kutlu ne mutlu bir an. Yy.lardır tüm düşünürler, alimler,veliler, tüm büyükler( büyüklükleri “gerçeği” bulmuş olmalarından;)) söylese de, kulakların duymaması, gözlerin görmemesi, tenin hissetmemesi, burnun aslında koklamaması, dilin tatsa da tatmaması, ne büyük bir gaflet, ne büyük bir uyuşukluk, uyur gezerlik hali insan oğlunun.
   Aşk olduğumuz gerçeğimize, şüphe ve inançsızlık ne büyük bir zaman kaybı!
Dışarda aradığım “gerçek aşk”ın kendim olduğunu bilmek. Yine kedinin kendi kuyruğunu yakalaması arzusundan başka nedir ki? Bu gerçekle bir kez daha yüzleşmek.
İçimde ki gerçek dışımdaki ‘nin yaratımıdır!
       Özgürlük ne ola ki? nasıl verile ki? hem kendimi hem bir başkasını nasıl özgür kılabilirim ki?...ki?...ki? vb. bir sürü soru kafamda gezinirken, yine aynı paradoksa düşmüşüm meğer;)
“Yalnızca sen gerçeği bildiğin zaman gerçek seni özgür kılar” Eıleen Caddy.
Ben gerçeği bilip yaşadığımda , o ben de aktığında , ben özgürüm demektir. O zaman özgürlüğün ne demek olduğunu bilirim. Bildiğim  bir şeyde benden her yere akar...^^
Özgür olamak ne olduğum gerçeğinin idrakına varıp, bunu “hal”  haline getirmektir.
Özgür olamak ne olduğum gerçeğine uyanmaktır!
Özgürlük dışarda bir yerde değil, içerde bir yerde verdiğimiz kararlarımızdır. Dıştakileri bazen seçemiyoruz, elimizden birşey gelmiyor diyoruz ve kendimizi kısıtlanmış hissediyoruz ve bu durumlarda özgür değiliz diyoruz. Oysa ki bu da iç gerçeğimizin kodunu çözmekle ilgili; Bu gerçek sevgi,aşk,şefkat, zerafet, iyilik, umut,inanç, ilham,huzur, sakinlik...olduğumuzdur. Ve tüm bunlarla dolu olamaya özgürüz. Ve tüm bu gerçekliğimizi inkar edip; üzgün,kötü,korku dolu,endişeli, kurban, tedirgin, teleşlı, huzursuz, rahatsız...vb tüm bunlarla dolu olmayı seçebiliriz. İşte tam bu noktada içimizdeki vede dışımızdaki gerçeğimiz bize seçim yapma özgürlüğünü verir. Seçim bize ait. Ve ne olacağımızı seçerek, deneyimlerimizi de yaratmaya başlarız. Deneyimlerimizi yarattıktan sonra da , yaşarken suçu yine dışarda ararız. Ne büyük bir paradoks.
 Kendi esaretimize köle olmuşuz!
İçinde bulunduğumuz anda, hangi hal içinde olduğumuzun seçimini yapıp yaşamak özgürlüğümüzdür!
Seçtiklerimiz etrafımıza yaydıklarımızdır !
Ne yayını yaparsak,onu işitir, onu görür, ona dokunur, onu koklar,onu tadadırız.
Yayın istasyonu da , yol navigasyonu da biziz!
     Kendi içimdeki Tanrısallığım ; krallığım& kraliçeliğim, birliğim& bütünlüğüm, tamlığım & tamamlığım halim kutsal mabedimdir. O ışık saçar , yol gösterir !
23.01.2017
23.17
Mine Münire Arslan           




Gerçek, Basit,Sade ve OLağandır.




Hep bir kurtarıcı,hep bir çözüm bekleriz bizden dışarda , ötede olan bir sihirli değnek. Oysaki çözüm öyle basit, öyle saf, öyle içten ki seni bekliyor görmen için. Kendi gerçeğine uyanman için. Kendi içindeki iyi ve kötünün dış dünyada ki yansımalarını görmen için.
" Neye enerjini yönlendirirsen onu büyütürsün" cümlesini hepimiz biliyoruz artık. Fakat bunu bile dışarda uyguluyoruz. İçimizdeki ışığı parlatırsak ancak karanlık yok olabilir. Karanlığın varlığı, ışığın yokluğundandır. Işık var olursa ancak o yok olabilir. Karanlığını kucakladığında ışığın BİRliği kalır. O yüzden içimizdeki caniyle, içinimizdeki kötüyle.... yüzleşmedikçe, farkındalığın uyanıklığıyla bakmadıkça, çözümü de, suçlamaları da hep dışarda bir yerlerde arayıp duracağız.
Kendi içimizde var olan "ötekileştirme" yi farketmeyip uyanmadıkça( yansıması olan) dışımızda yarattığımız "ötekileşme" yle savaşıp duracağız. Kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi misali .
Dün gece ki söyleşi esnasında bu gerçeği birkez daha farkedip, altını çizmeme vesile olan Levent Üzümcü ye sonsuz teşekkürler.


M.Münire ARSLAN

17.01.2017
23.00



               






KANATLAR



Neden kutsal varlıkları kanatlı düşleriz?
Çünkü onlar her yerde olabilmek için uçarlar diyebiliriz. Uçmak bizim için özgürlüğü temsil eder de diyebiliriz...
Peki biz insanoğlu kutsal değilmiyiz?
Gökyüzünün sonsuz boşluğunda uçmak özgürlüktür...^^Sınırsızlıkdır...^^Sonsuzluktur...^^ AŞK’dır...^^
Aşk Kanatlandırır! :) Aşk Yükseltir! Yüceltir!...
Aşk Özgürlüktür! (kendi varlığında olduğundan ,bir başkasına da sunan)
Tek başına olabilen kanatlarıyla uçabilir her yöne , kendindeki Aşk Pırıltılarını saçar her bir yere...^^ Kendi gibi uçan bir diğer Aşk varlığıyla neşe, çoşku, kutlama,kutsama... saçarlar yan yana gelip uçtuklarında...^^
Açın Kanatlarınızı, hepimiz AŞK’ ız...^^
Hepimiz Yaradanın Kutsallarıyız...^^
Hepimizin Kanatları Var!...^^Özgürlükle Uçabilmek için...^^
Uyanın Gerçeğimize!....^^
15.01.2017
22.23
M. Münire Arslan 


AŞK…^^



Şimdiye kadar hayatıma niye bir erkeği istikrarlı bir ilişkiyle çekemiyorum? Sorusu beni Tantralarla buluşturdu. Çünkü 1.çakra merkezimi kapalı tutuyordum. Biri gelince ve cinsellik isteyince ne yapıcaktım? Vermelimiydim? Vermemelimiydim? (bir yandan da memeliydim;)) verirsem; günahmıydı? Beni kullanır bırakırmıydı? Beni basit mi görürdü? İlişki yüzeysel mi olurdu? Vb. Bir sürü kalıplar,engeller vardı zihnimde ve de bedenimde.  Vermezsem de;  Benden uzaklaşırmıydı?  Başkalarına(veren birilerine)mı giderdi?, aldatırmıydı? Bu şekilde (vermeden) nasıl elimde tutabilirdim ki? Vb. endişeler,sorular uçuşuyordu zihnimde.Doğal olarak da hayatıma biri giremiyordu.
 İşte bu yüzden de Tantra yollarına düştüm. 1. Çakra(birinci kapı)(cinsel bölge)kapısının anahtarını Tantra ile açtım. Tantra benim anahtarım oldu. Bu alanla ilgili hertürlü korkumu,yargımı,inançlarımı yıktım ve özgürleştirdim. Kapı açılır kapanır esneklikte,şeffaflıkta oldu. Bu enerji kapısı açılınca, eenerjinin çekim kuvveti devreye  girdi  ve bir çok erkek sanal yada reel olarak beni arzular, ister hale geldi. Kimine izin verdim kimine vermedim. Fakat akan bu enerjiyle kadınlığım,dişiliğim layık olduğu yere oturdu ve parladı. Lakin isteğim hala yerini bulmadı. Çünkü isteğim AŞK . Benim sadakatim AŞKA. Birliktelikteki nihai isteğim GERÇEK AŞK … akan,yaşayan,yaşadıkça dirileşen,coşan,derinleşen,yücelen… AŞK…
 Bu gece idrakına varıyorum ki ; eee dedim kendime, 1. Kapıyı açtın , bu sefer gelen var ama kalan yok Tamam Aşk akan bir şey kabul,bağımlı kılmıyoruz,tutmuyoruz,tutunmuyoruz,özgürüz… eee peki  bu ortamda akacağın, birsüre sonra akıntının coşkusuyla bir olup uçacağın erilin nerde? 
 Ben kapıları karıştırmışım da ondan Birinci kapıyı açınca  ışığı gören gelmeye kalktı, ben de açlığımdan hangisini yesem, onumu yesem, bunu mu yesem, bundan da mı tatsam deryasında azıcık gezineyim dedim, merkezimi kaçırmak üzereyken aklım başıma geldi. (fabrika ayarlarıma geri döndüm) Baktım isteğim bu değil. Bunlar güzel saltanatlar. Lakin benim Kraliçeliğim 4. Kapı . Benim doğum günüm kaç ‘’4’’, uğur rakamım kaç? ‘’4’’ eee daha ne geziniyorsun başka kapılarda . Neyse gezmeden bulunmuyor doğru kapı 
 Baştan beri zaten bu kafadaydım ‘’illede AŞK’’ ‘’İllede GERÇEK AŞK’’ a düşmüştüm. Fakat 1. Kapı kapalı olduğundan sistem devreye girmiyordu. Tantra anahtarıyla da bu kapıyı açıp özgürleştiğimize,şeffaflaştığımıza göre, başa dönüp nihai amacım olan’’illede AŞK’’ kapısından ( Meryem Sunacığımın dediği gibi; ‘’ sen içsel Kraliçeliğine yürü madde kendini biçimlendirir’’ ) yürümeliyim. Karşıma çıkan insanlarla olan ilişkilerim de bu gözle, kalp gözüyle bakmalıyım. Bu bütünsellikle bakıp yaşanınca zaten bunun parçası olan seks de yaşanıyor en saf,en içten,en yüce haliyle. Böylesi seks AŞK oluyor. Diğer türlü , zihnimde arzulayıp, fantazilerini kurgulayıp, acaba nasıldır? Cinselikle birleşince aşk olurmu? Akar mı birliktelik? Diye düşünüp yaşadıklarım da sığlıktan öteye gidemedim çünkü bu AŞK değildi. Bir merak, bir açlık doyumu, bir fantezi yaratımı, bir burdan da (bu yoldan da) AŞK çıkar mı?(doğar mı?) isteğiydi.  Böyle olunca da doğal olarak, olmadı
 Şimdi anlıyorum ki, baştan beri çıktığım AŞK yolu yoldaşlığımın kapılarını karıştırmışım. 4. Kapı benim kapımdır.  Kraliçeliğimin, Aşk Saltanatımın anahtarı da, kapısı da, sarayı da benim. Buyursun Kralım! İçimdeki Kral ve Kraliçenin Aşk BİRlikteliği, dışımdaki realiteyi gerçekleştirsin!...^^
Oldu! Oldu! Oldu! ŞÜKÜRLER OLSUN!...
 09.01.2017 21.00

















TAMLIĞIN İÇİNDEKİ EKSİKLİK HİSSİ



AŞK bir süreçtir, tıpkı akan bir nehir gibi . Kendi içinde dinamik bir şeydir. O yüzdendir içimizdeki eksiklik duygusu ( çünkü aşk bitmemiştir. Biten bir şey değildir), TAM iken tamamlanmamışlık duygusu. Bu duygu yücelerden gelen bir sesleniştir. Varacağın , ‘OL’acağın bir şeyin tatminliği değil; Aşk bir durağanlık ,bir nokta, bir varış değil bir süreç, bir akış, bir oluş, bir yanıştır. Aşk böylelikle sonsuza kadar var olur. Onun tatminliği yolda olmaktır, doymak bilmeden akmaktır. O yüzdendir hem eksik hissedişi  hemde bu eksiklik içindeki TAMlık ve bütünlüğü.
Not; Sevgili Meryem Suna ile Tantra Aşk kampını bir nehir kıyısında gerçekleşmesi bir tesadüf değildi. Tıpkı o karanlık gecenin sabahında bir çemberin etrafında toplanıp ‘TAM’mıyız? sorusunu birbirimize sormamızın tesadüf olmadığı gibi. O gün içine düştüğümüz eksiklik dugusunun aslında AŞKın gerçekliğin ta kendisi olduğunu bu gece yüreğime fısıldanması gibi .
 Münire Mine Arslan
07.01.2017
23.00

                           

KENDİ CENNETİN’DE YAŞAMAK



   TAM VE TAMAM, BİR VE BÜTÜN olduğum halde , arayışım beyhude, hatta öz ‘e  haksızlık. Arayanın, sorgulayanın, yorumlayanın, isteyip, bekleyenin, çabalayanın, dileyenin, ….. vb   Düşüncelerim vede düşüncelerimin yarattığı egosal canavarımın( yada içimdeki şeytanın) etkisinde, ağırlığında, yoruculuğunda gidip gelmişim. Özümün sesi ile zihnimin sesi git gellerinde dengemi kuramaz olmuşum. Oysa ki köklü , görkemli, heybetli, ışıl ışıl, TASTAMAM BİR BÜTÜN iken. Köklerim yerin sonsuzluğuna, görkemli dallarım, kanatlarım gökyüzünün sonsuzluğuna uzanıyorken, nasıl da şüphe duymuşum kendimin yüceliğinden, kutsallığından, görkeminden, heybetinden, ışıltısından. Kusursuzluğumdan nasıl da marazlar aramışım. Meğer bu marazlarımı düzelteyim, TASTAMAM olayım diye koşunurken, bu koşunmalarım beni zaten TASTAMAM olduğum gerçeğiyle buluşturdu.
 Şükürler olsun!
  Koşum kendime varışım oldu…^^
 Birliğim ve Bütünlüğümle buluşmam oldu…^^ 
                                               Kavuşmam oldu…^^ 
                                                        Şükürler olsun!
   Meryemcim(Meryem Suna) şimdi senin EMİN duruşunun SIR’rına eriyorum. Şüphesizliğin, imanın, kusursuzluğun, bütünlüğün, TAM ve TAMAMlığın, sarsılmaz olan sonsuzluğun gücüne inanç, ibadet, kutsayış, adanış bu.
  Yaradanla BİR ve BÜTÜN olmak vede herşeyle herkesle…^^
Müslüman olmak; Teslim Olmak kendi kutsallığına, Yüceliğine, Yaratıcılığına…^^

Kendi Cennetinde Yaşamak…^^  
Münire Mine Arslan
26.10.2016
 23.00    


AŞKLA SÖKÜLMEK...^^



    Aşk isteğimiz bir esaret, bizi onunla kavuşma buluşma birleşme umuduna,kaygısına,inancına sokan ve orada yalnızlıkla yaşatan.
  Sonra aşk gelir yarattığımız bu esaretten bizi kurtarmaya,dünyaya ve dünyadaki şeylere özgürce geri dönebileceğimizi söyler. Çünkü ‘’Aşk Özgürlüktür’’
   Bizi sürgüne gönderenin de ,özgürlüğümüze kavuşturanın da; ‘’Aşk Özgürlüktür’’ olduğunu anlayabilmek ne mutlu...^^
   Özgürleşmek, hafiflemek ve özgürlüğün hafifliğinde yaşamak...^^
Özgürleşmek özgürleştirmek; Hiçbir güzelliğin sahibi olamayacağımızı çünkü kendimizin sahibi olamayacağımızı bilerek özgür olmak Aşktır.
Güzelliklerin sahibi olmadan sadece onları tanıyabilir ve sevebiliriz. O yüzden de onları hiç kaybetmeyiz. Hep hatırlarız,hep bizimledir.
    Sahibi olmak isteği, bir şeyin güzelliğinin de soluşuna şahit olmak gibidir. Ama özgür kılmak, Aşk olmak onun evrenin eşsiz bir parçası olduğunu ve hep seninle olduğunu bilmek gibidir...^^
Söktükçe ezberlerimizi samimiyet ve gerçeklikle... BİR yumak olma yolunda, TAMAM olmaya doğru... hafifleyeceğiz  hep birlikte...^^
Aşkla...^^
Münire Mine Arslan


6.10.2016

5 Ocak 2016 Salı

ŞÜKÜR

    Hayatımızdaki tedadüflerin öğreticiliğini deneyimleyip yaşadığımızda ,aldığımız dersler de yaşantımızda yer etmeye başlıyorlar...^^ Şükürler olsun bu tesadüfleri farkettirip,dersleriyle bizi büyütüp, ışığıyla rehberlik edene.
    Karşımızda gördüklerimiz kendimizdendir diye okuruz da ,iş yaşamaya gelince tökezleriz. İşte bir tökezlenme durumu ışığıyla aydınlattı tüm benliğimi. Bildiklerimiz aslında bilmediklerimiz,oyüzdende zihnin karmaşasından arınıp saf duygular ve hislerle yaklaşmalı her varlığa.
 Zihin ; şüpheci,sentezci,analizci,çok bilirci...
Oysa kalpten gelenler; güvenli,akışkan,sıcacık,şevkatli,şifalı...
Zihin biriktirdikleriyle analiz sentezini yaparken, yardımcı olduğunu zannedip ,itici gücünü sızdırıyor etrafa. Oysa kalpten akan, tertemiz bir sayfa olarak bakıyor herşeye. Sevgi ve iyi niyetle deneyimleyerek  dolduruyor sayfalarını...^^
    Zihnimin de kalbimin de,bendeki iyi ve kötünün de,ışığın ve karanlığın da,sevincin ve üzüntünün de,sevginin ve nefretin de,korkunun ve güvenin de ....hertürlü zıtlığın harmonisini de şükranlarımla onaylıyorum. Odağımı neye yönlendirirsem onu büyüteceğime olan zihinsel bilgimi, kalbime akıtarak,kalbimdeki sevgiye,iyiliğe,şevkate,saflığa,güzelliğe,neşeye,mutluluğa odaklanıyorum .Tanrısal ışığın rehberliğinde ,içimdeki ışığı parlatıyorum...* Aşkın güçüyle ışık karanlığı teslim alıyor;karanlık ışığın sevgi ve şevkatli kollarında eriyip "O" oluyor "BİR"oluyor...^^

Karanlıkların aydınlığa çıkması da bu olsa gerek; sen içindeki ışığı parlatmazsan ,o parlatmazsa,biz parlatmazsak , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa değil mi? böyle sözleşmemişmiydik taaa yürekten;)
  Yaradan her fırsatta,her deneyimde,her koşulda demiyor mu;
Kendi değerini bil!
Kendine ve benim sendeki mucizelerime odaklan,
sana verdiğim ışığa odaklan ve onu parlat.
Beklentisiz, büyük bir yüce gönül sabrıyla, sevgi dağıt,bekletme erteleme.
Önce kendini kendinde sev çünkü ben ordayım.
Önce kendini kendinde beyen,tüm güzel şeyleri kendin için yap.
Kendini kendinde yücelt ki ışığın parlasın.
Işığa çekilir tüm varlıklar bir mıknatıs gibi,
hayırlı olanlar akmaya başlar berrak berrak...^^


ŞÜKÜRLER OLSUN! YARADANA!


    Münire Arslan
     05-01-2016

29 Ağustos 2015 Cumartesi

KOO GİTSİN...




8 li günün özelliğinden mi bilinmez, 8 i kendi içimde yan devirip,sonsuz döngümü yaşadım;)
Gördüğüm ,hissettiğim,kızdığım,kırıldığım,köpürüp nefret ettiğim,sıkıldığım herşey içimde kabardı da kabardı. Bu kabarıklık yine içime taştı ; Kızdığım,köpürdüğüm herşeyin ''ben'' ve benim parçalarım olduğunu görüp,kabulllenip,ohh be dünya varmış içimde demenin ferahlığını hissettim. Hepsi ''ben''im hepsi ''biz''iz hepsi ''BİR''.
ve Mutluluk; AN' dan ibaret. Bulunduğun ANnın akışına teslim olursan ne ala ,yok eğer beklenti lebi deryasına dalarsan hay Allah;) kaçtı gitti güzelim ANların mucizevi mutlulukları. Yok öyle şöyle olsaydı böyle olurdu... böyle olursa şöyle olurdu vıdı vıdıları.
Tevekkül'ün huzuruna varma zamanı. Olan ne oluyorsa hayra oluyordur. Yok eğer olmuyorsa o da hayrından olmuyordur.
Beklenti duvarlarına çakılıp, cennet bahçelerine aralanan AN kapılarını ıska geçiyoruz. Sonrada hep bir halden memnun olmamalar,şöyle olsa keşkeler,keşkuller falan.
Koo gitsin....kendini AN'a
Aman yanlış anlaşılmasın AN'lık yaşayalım sığlığında değildir AN'nın derinliği;)


Mine ARSLAN
08.08.2015
12.50



27 Haziran 2013 Perşembe

GÖKKUŞAĞI İNSANLARI

Her gece kafamı nezaman yastığa koysam yaşanan olayların gözlemleri ve hisleri ,aklıma bir sürü kelimeler,cümlecikler getiriyorlardı. Artık onların itici gücene kendimi bırakıp akmalarına izin verdim:)
Yıllardır kendimi(siyasi,ekonomik,politik...vs) hiçbir belirlenimin altına sokmadım ,çünkü herbir belirlenim ruhumu daraltı,içimdeki sonsuzluk hiçbir çerçeveyi kabul etmedi. A politik diye çerçevelenen insanlar şimdi BİR DİRİLİŞE öncülük etmekte...Her ne kadar bu DİRİLİŞ'in alevlendiricisi politika olsa da hala a politikiz:)
Yüreklerden dışarı taşan ışığın sebebi; Sevgi,Aşk,Yaratıcılık,Neşe,Umut,Barış,Doğa...ruhu besleyen,ruhu ,özü yansıtan herşey...Herkes bu oluşuma farklı isimler verse de kendine göre yorumlasa da (ben de dahil:) bu da bir yorum çünküm:) Görülen ÖZ'ün ÖZlerin seslenişi,DİRİLİŞİ... Belki bir zamanların "çiçek çocukları" şimdinin "DİRİLİŞ İNSANLARI" ; kendi dirilişini içinde yaşayan,kendi hayatında ki direnç noktalarını keşfeden ve onlarla uzlaşıp, kendi gelişim yolunda ilerleyen insanlar." İNSAN"ın anlamını anlayıp,kendi bünyelerin de farkındalık yaşayan insanların artık görevlerini yapma zamanı. Kendi (d)evrimini yaşamayan biri, DİRİLİŞİ çeşitli şekillerde yorumlayacaktır.Bir çerçeveye yerleştirmeye çalışacaktır. Çünkü yıllardır kafasında işleyen sistem,kategorize etmeye,"öteki"leştirmeye,sıraya sokmaya,isim vermeye...vs alışmıştır. Ne yapsın buda onun seçimi,saygı duymak lazım.
Sistem denen yaratılmış çark dönüp duruyorken Cem Karaca'nın (Saygıyla Anıyorum) tabiriyle çomak sokulmuştur.Sonsuz sevgi,aşk,mutluluk,neşe,yaratıcılık,...pınarından akan suyu, damarlarında dolaştıran bu güzel IŞIK İnsanlarını hangi sisteme sığdırabilirsiniz ki? Hangi çerçeveye sokup isimlendirebilirsiniz ki?....
Yarattığımız çarkın kararan gökyüzünde ,bereketli yağmurlar sonrası( Tomaların fışkırttığı sular misali:) gönüllerde parlayan güneşin etkisiyle ,gökyüzünde beliren GÖKKUŞAĞI İNSANIdır DİRİLEN....Ram Dass'ın deyişiyle ;
Oyun biri olmak icin degil, hiç kimse olabilmek icin oynanıyor
“The game is not about becoming somebody, it's about becoming nobody.”
Mine Münire Arslan 11.06.2013


20 Ekim 2012 Cumartesi

IŞIK

     


    
    İçim bıcır bıcır başladı güne.Işık oldum ışık gördüm herşeyi,çoştum çoştukça evin işleri hiç yormadı bile:) oysaki koca salonun boydan boya olan camlarını silivermiştim. Sonrasında Karşıyaka çarşısına çıktık annemle.Çıkınca nedense içimin çoşkusu çekildi,sanki insanlar bir gazozu pipetle çekip içer gibi,içimdeki çoşkuyu çektiler,yordular,gerdiler...çarşının umarsız kalabalığı,bencil yürüyüşleri içimdeki ışığı kısınca,karanlık yönümü açığa çıkarıverdiler,içim karardı o yüzden.Son okuduğum kitapta söz edildiği gibi(Serdar Özkan'nın) ; insanların içindeki ışığı göremedim.Birsüre sonra benim ışık gören gözlerimde karardı.Dengeyi tutturamadım yine:)
      Bazen Tanrının bizleri herşeye rağmen neden sevdiğini düşündüğümde; cevabını ışık bakan gözlerimle görüyor,insanları sevimli,komik,çocuksu...buluyorum.Çoğu zaman insanların koşuşturmaları sevimli ve masum geliyor ama bugün öğleden sonra ışık gören gözlerim geceye dönüktü.Bu koşuşturmalar,yürüyüşler bencilce,çekilmez,yorucu,gri geldi. Hayat gibi,kalp ritmi gibi işte herşey.Bendeki gibi inişli çıkışlı,geceli gündüzlü. Bu hayatın içindeyken sanırım böyle olacak.Bu mücadele; içimizdeki ışık ve karanlığın mücadelesi kimi zaman yorucu olacak kimi zaman çoşkulu ve mutlu.Işık bakıp ışık görmek ve istikrarla sürdürmek ,ışık boyutta gerçekleşeçek.İnşallah bu dünyada ışıkla yaşamak daim olur. Pes etmiyorum karanlığa "ışığımı takipteyim" diyorum herdaim.
      İçimizdeki ışıkların üzeri okadar katranlaşmış ki ,yaşarken gören gözlere kataraklar inmiş adeta.Bu katranın gerisinden sızan,minicik çırpınan ışığı,ışıkları görme netliği ve istikrarını diliyorum Allahtan.
      Işıkla baktıkça etrafa,insanların ışık taraflarını görmeye çalıştıkça,içimizdeki nuru,Tanrısallığı açığa çıkaracağız.Birbirimize el verip çoğaltıcağız ışığımızı.Tıpkı çizgi filmlerdeki gibi gözlerimizde ışık yıldızları parlatacağız karşılıklı:)
     Şimdilerde yaklaşan bayramın telaşıyla alışverişler yapıp,evlerimizi temizlerken, gönül evlerimizide ihmal etmemeli.Aşk evimizi de temizlemeli ki Allah nuru içimize girip ışıldatsın tüm yüzleri,bedenleri,şifalasın benliklerimizi. Temiz bir kanal olmak,içimizdeki ışığı çoğaltıp,karanlığın alanını daratmak için hadi el verelim birbirimize ve ışık bakıp ışık taraflarımızı görelim. Çoşturalım,kımıltatalım,büyütelim...ışıklarımızı.
      Şükürler olsun hayatımtaki tüm ışık insanlara... Sokrates gibi( maiotik yöntemi) aslında bizde doğuştan beri var olan bilgiyi,yaratıcılığı,ışığı... doğurtan,açığa çıkartan,çoğaltan....insanlara...
      Teşekkürler ışıklarıyla yoldaşlık eden tüm dostlara...Teşekkürler içimdeki dansı açığa çıkaran meleğime...Teşekkürler okuduğum kitaplarla...izlediğim filmlerle,oyunlarla...ışığımı çoşturan tüm insanlara...Teşekkürler içimdeki sema'yı döndüren özel ruhlara... Teşekkürler içimdeki enerjiyle tanıştıran,bedenimin sınırlarını anlamamı sağlayan hocalarıma...hayatımın tüm Sokrates'lerine....Teşekkürler.....Hepsinde var olan ışığa,nura...."O"na Şükürler Olsun deyip noktalamak isterken aklıma birden herşeyin bir "."(nokta) olduğu geldi. Hayatımız bu noktalar arasındaki boşlukları tamamlayıp,kendi hayat tablomuzun resmini çizmek gibi..Hayatımıza giren her insan,kesişen her yol bu noktaların arasındaki boşlukları tamamlamak gibi.. Gökyüzündeki yıldızlar,gezegenler gibi.. Aslında tıpatıp aynısı,bir yansıma sadece.Biz onları karanlığın içinde,boşlığun içinde ışıklı noktalarcıklar olarak görüp,aralarında bağlantılar kurup kepçeye,cezveye:) benzetirken,aslında kendi hayat tablolarımızın yansımalrını görüyormuşuz meğer... Yeryüzündeki herbir insanın vede canlının ışıklarının yarattığı manzrayı düşleyince vede bu ışıkların birbirlerine olan ilişkilerinin kombinasyonundan doğan,noktalar arasındaki boşlukların bileşkesinden çıkan sonsuz manzara muhteşemmm olsa gerek.Tıpkı YARADAN 'I gibi...
Mine Münire Arslan
23.15
20.10.2012

11 Eylül 2012 Salı

BRAVE 2 (İZLEDİKTEN SONRA)



      İşte bu minik oğlanla başladı, kader yolunu seçmenin ve de değiştirmeye çalışmanın zorlu ve tehlikeli oluşu. O kocaman ışıl ışıl merak dolu gözler, olup biteni izleyerek, kendi yoluna doğru çekilmenin gizemini anlatıyor. Bir yanda babası diğer yanda büyük babası ona devralacağı işi kendilerince anlatırlarken ,aynı zamanda kendileri gibi olamasını da istiyorlar.Meğer o ışıldayan güzel gözlerin devralacağı iş; izlerken hepimizin yüreğini yerinden oynatacak, gözlerimizi tıpkı onun gibi ışıldatacak muhteşemlikteydi.
       Denizin ve gökyüzünün BİR olduğu ,çivit maviliğin o eşsiz güzeliğinde süzülen ,minik "laluna" isimli bir tekne,Ay'a merdivele tırmanıp ona çapa atan minik eşsiz bir yürek.Ay'ın ışıltısını sağlayan ,onun yüzeyinde toplaşmış milyonlarca minik yıldız....Meğer yıldızlar gökyüzünde kayarlarken Ay'ın yüzeyine düşüp orada birikirler ve onun ışıldamasını sağlarlarmış. Şimdi sıkı durun, bu minik oğlancığa öğretilen iş;Ay'ın yüzeyine düşen bu yıldızları süpürmek;Babası tıpkı kendi bıyıklarına benzer  bir fırçayla süpürmesini isterken ,büyük babası da tıpkı kendi çalılaşmış bıyıkları gibi çalı süpürgesiyle süpürmesini ister,işte tam o sırada gökten kocaman bir yıldız kayıp, Ay'ın yüzeyine düşer.Minik meraklı bakışlar, minik ayakları harekete geçirir ve yıldızın tepesine tırmandırır.Tıpkı yumurtanın çatlayıp minik canlının dünyaya gelişi gibi ,o da yıldızı çatlatıp kendi kader yolunun akışına izin verir ve Ay'ın yüzeyine bu kocaman yıldızın içinden çıkan birsürü minik yıldızlar yayılıverir.
    Biz  yıldızların yüzeye yayılışının çıkardığı tınıların sesiyle büyülenmiş  şekilde olup biteni izlerken,dahada gözlerimizi yerinden yüreğimizi zembereğinden çıkaran görüntüyle buluştuk; bu üç kuşak birlikte Ay'ın yüzeyine dağılan yıldızları kenara süpürerek Ay'ı yarım ay şekline getirdiler. Meğer süpürücüler sayesinde bizler Ay'ın değişik halerini(evrelerini) görmekteymişiz.Bilin bakalım minik oğlan Ay'ın yüzeyindeki minik yıldızları neyle kenara itiyor? ne babası gibi fırçayla ve büyük babası gibi çalı süpürgesiyle,O kendi yıldızını çatlatarak kendi kader yolunun akışına izin verirken ,süpürmek olan görevini kendi şekliyle belirlemişti;TIRMIK'la ...
       Bu minik başlangıç animasyonu izleyeceğimiz BRAVE filminin ana mesajını çıtlatıyormuş meğer:) Meridaya gelince o da tehlikeli ve zorlu olan yolu seçti ve kaderini değiştirmek istedi.Annesi değişince kaderinin de değişeceğine inandı ve izleyicinin kendine göre alacağı mesajları verdi.... Bana gelince filmi izlemeden önce aldıklarımla,izledikten sonra aldıklarım bütünlendi birbirini.İçimizde taşıdığımız yol kaderimizdir,nasıl vede ne şekilde gideceğimizi belirlerken ,yolumuzu aydınlatan,bizi birbirimize bağlayan yine içimizde taşıdığımız Sevgi ve aşktır.Filminde dediği gibi "gururla ayırdığın bağı birleştir".Kader yolu akıştan yana,kendimize ve birbirimize karşı oluşturtuğumuz dirençler akışı engellemekte,zorlu ve acılı yolara saptırmakta.İçimizdeki yol "DENGE" diyor.Direnç gösteren taraflar biririne doğru sevgi ve hoşgörüyle eğilmedikçe,akış bozulmakta evrende negatif çoğalmakta.Akan herşey değişir,tıpkı Herakleitos'un dediği gibi" akan bir nehre iki kez giremezsiniz,siz de nehir de değişmiştir".Kendi hayatımızı ve birbirimizinkini tıkamayalım.Bırakalım O sevgiyle ve hoşgörüyle aksın ve bizi sevgi ve aşk okyanusunda buluştursun....
                                                                                                Mine Münire Arslan
                                                                                              11.09.2012
                                                                                                23.34
video

8 Eylül 2012 Cumartesi

BRAVE


      Yine tesadüf diye bir şeyin olmadığına inat,bir tesadüftür ki bana bu yazıyı yazdıran;
Geçen gün tv de bir animasyon film fragmanı dönüyordu.Bir baktım ki animasyon karakter bana benziyor,üstelik elinde bir yay ve okunu geriyor.Bir yay burcu olarak,cesaretle atıldığım hayat yolumun serüveninde kendimle özdeşleştirdim hemencecik.Kızın ismi Verida diye duydum, hemen ertesi akşamı internette aradım ama bulmayı beceremedim.
     Yine tesadüf bu ki evren bana hemen cevap verdi aradığım filmi bana msn de mail olarak yolladı. Gelen cine city nin tanıtım programında "Brave" diye bir film di.Bir baktım ki benim aradığım kızın filmi.Benim Verida diye aradığım karakter meğerse Merida imiş:). Heyecanlandım ve hemen face ortamında paylaştım.Hemen yorumlar geldi; "başrole seni koymuşlar:)" "bu ne benzerlik""seni hissetmiş olmalılar tesadüf diye bir şey yoktur"dedi bir öğrencimde.Tüm bu oluşumlar hemencecik elimi kaleme götürüp sır defterime maceralarımı yazdırıverdi işte böyle.
      Tıpkı Merinda gibi bende(hepimiz) kendi hayat yolumun cesur kahramanıyım ve maceralarımı sır defterime yazıyorum.Birgün belki bir film yada bir kitap olur kim bilir.   Söylediğimiz,hissettiğimiz,istediğimiz,yazdığımız,çizdiğimiz,yaptığımız..... hiçbir şey boşlukta asılı kalmıyor,yerini er yada geç buluyor.His boyutunda,ruh boyutunda öylesine BİRiz ki ,öğrenciminde dediği gibi birbirimizi hissedip bir film karakteri yaratabiliyoruz.Birimizin isteği diğerinin yaşamında gerçekleşebiliyor.Aynı ortak yaşamı,aynı hayalleri paylaşıyoruz dünyanın her bir yanında. O yüzdendir ki çoğu zaman kendimize şu sözleri söyler buluyoruz;"tamda benim düşündüğüm gibi yapmışlar" "bak ben düşünürken adamlar yapmış bile" "bunu ben tasarlamıştım bak burası yapmış"vb işte ortak hayat...birileri düşlerken birileri yapıyor.Kendi düşünü yapabilmek içinde Braveheart olmak gerekiyor.Hayatın içinde akan bu güzel yaratımların akışını bozmamak aksine destek olmak ve yüreklendirmek gerekir ki iyilikler güzellikler çoğalsın.Aksine bu akışı engelleyip , ruhun ortaya koyduğu eşsiz eserleri yıktıkça, engeledikçe,köstekledikçe kötülükler artmakta,akış bozulmakta.İçimizdeki yaratım akışlarını engellemeyelim bırakalım bu akışlar güzellikler denizinde buluşsun .
      Kendi hayat maceralarımızın rollerini oynarken temiz(pür),cesur yüreklerle yolumuzu aydınlatıp,yönetmenin parlayan yıldızı olmaya çalışmalı ne dersiniz?
      Nasılsa bizde tıpkı film karakterleri gibi Yaradanın ve Yönetenin karakterleri deyilmiyiz?
           Yıldızınızı parlatın parlasın.
     Bu filmi daha izlemeden bana bunları yazdırttı,bakalım izlerken verdiği mesajlar neler olacak?
                                                                                               
                                                                                               06.09.2012
                                                                                                   23.42
                                                                                           Münire  Mine Arslan

22 Nisan 2012 Pazar

HAYAT BU !

     


   Hayatın minik ve bir okadarda değerli AN kapsülleri patlarken,bu patlamaların bileşkesi zamanı olduru veriyordu. Hatta bu patlamalar, senin onları farketmene bağlı olarak, kuantum sıçramalarını  yaptırıyordu :) diyerek gülümsedim kendi kendime minik kapsüllerin üzerinde kendimi sıçrar görürken. oysaki çarşıda yürüyordum,tüm bunları düşünürken. Artık  yüzüme ve halime nasıl bir görünüm bürümüşse , çoğu bakışları da üzerime çekiyordum,mıknatıs misali:) ışığımı parlatmak bu olsa gerek:)
       Çocuk cıvıltıları kuş cıvıltılarına karışırken,çiçekler tüm görkemiyle ışıldarken rengarenk,bir koşuda canımın çektiği leblebi ve üzüm tanelerini alıvermek ve ardından bu güzellikleri limonlu bir çayla harmanlayıp,anne eşliğinde içiminin tarifsiz muhteşemliğini yaşamak...Hayat budur...dedirtiyor insana...ve işte diyorsun,hayatın minik AN kapsüllerinden biri. Hergün sayısız bu kapsülleri patlatırken,kimini farkederek kiminide ne yazık ki farketmeyerek yaşıyoruz. Oysaki her AN öylesine eşşiz basitliğe sahipken,öylesine güzel,öylesine naif....
      İşte günümüz moda trendi haline gelen "kuantum sıçraması" bu minik kapsüllerin üzerinde hopi di hopi di zıplayıp patlatırken, ( minik su tanesi baloncukları misali)adeta seni yeryüzü cennetine taşıyıveriyorlar. Ne yazık ki bizler bu kapsüllerin birinden diğerine zıplarken kimi zaman baloncukların patlamasıyla bir sonrakine geçeceğimize takılıp yere düşüveriyoruz.Hoşgeldiniz kendi cehenneminize. Sonra tekrar hooop yeni bir baloncukla hopi di hopi di.....sonra yine düşüş falan derken hayatlar geçiyor...
         Tüm bunları kaleme dökerken başka bir boyut takılıyor aklıma:) AN'ı yazarken AN'ı kaçırıyormuyum acaba ? AN yazıya,resme,şiire...nekadar yansır,yansıyan O AN mıdır? yoksa başka bir AN a geçilmişmidir?AN ların artırıldığı ZamAN da yaşarken.....:)



Mine Münire Arslan
22.04.2012
saat:AN


TAZE FINDIK KABUĞU

Bir fındık kabuğunun ihtişamlı iri görünümüne aldanıp,bir hevesle davranmayacaksın içindeki iri fındığı yemenin hayaliyle:) Çünkü içinden ne çıkacağı belli olmaz,o iri görünümünün ardında kof çıkma,mincik bir fındıkcık çıkma yada içi çürük çıkma gibi olasılıklarla karşılaşabilirsiniz. Tıpkı hayat gibi,hayat bize her şekliyle her haliyle öğüt vermekte.Bugün hevesle vede çok severek yediğim taze kabuklu fındıkları dişlerimle kütürdetirken bana düşündürttüklerinde olduğu gibi.
Yada bugün Okan arkadaşımın çektiği ilk filmi izlerken, filmden aldığım ders gibi; ''ölmeden önce ölebilmeli'' demiş alimlerimiz,velilerimiz,Hz'lerimiz...bu filmi izlerken de , karakterlerden biri filmin sonunda ölüyordu.Birçok filmde olduğu gibi ölen karakterle birlikte insan oğlunun kendine dönüş süreci başlıyor.İşte dedim bu da onlardan biri. Ama neden? illa biri ölünce anlıyordu? ölmeden öldürtmeden ,yaşarken de ölünebilirmi hayata? daha ÖZsel bir hayat yaşamak adına.
Bu gün yine Fulyacığımın face sf sında gördüğüm"HERKES ÖLÜR AMA HERKES GERÇEKTEN YAŞAMAZ" RAPUNZEL' in sözü gibi. İşte bu söz de,izlediğim film de,hatta bugün yediğim taze kabuklu fındık da bana şunu söylüyorlardı sanki; Hayatı yaşamak,hayatı hayatla yaşamak,ÖZle yaşamak. Ölebilmek ölmeden önce tüm nefsanevi dizginsiz yaşamlara. Öldürtmeden anlayabilmek bir çok şeyin kıymetini, yaşarken hayatın kıymetini her ANıyla elinde tutabilmek. Hayatı dolu ve içten yaşayabilmek,iri görünümlü ama içi de dolu taze kabuklu fındık gibi :) Aldanmamak görünüşlerin boş safsatalarına, ÖZ e yönelip tadına varabilmek hayatın içtenliğine ,bir fındık tanesi misali. Vede aldırmamak,gülümseyip gecebilmek bir fındık kabuğunu dahi doldurmayan minicik sorunlara yada her sorunu minik dünyamızın kabuğunu doldurmayan sorunlar olarak görüp gülümseyebilmek kendi mucizevi minik dünyamıza...
Münire Mine Arslan
29.07.2011
23.47

20 Aralık 2010 Pazartesi

GÖRDÜM Kİ






İki bambaşka bir gündü geçirdiğim. iki başka bir boyuttu yaşadığım. Yaşamın,huzur,hüzün,mutluluk,neşe,acı,,sevinç... hepsinin bir arada olduğu,hepsinin AN olduğu bir boyut.AN'nı yaşadığım,AN olduğum iki gün.

Gördüm ki aslında herkes annem,herkes babam,kardeşim,eşim,sevgilim,arkadaşım,dostum... hepimiz BİR dik o iki günde. BİR olmanın huzuru,sevgisi,güveni sardı herbir yanımı. Ben hem hepsiydim hemde hiçbiri,herkes bendi,içimdeydi. Sevgilerini,çocukluklarını,büyüklüklerini... gördüm gözlerinden bakan o güzel ince naif ruhlarında.

İçimi dinlemeyi gördüm,hissettim. O hep doğruyu buldu,doğruya yöneldi,doğruyu yaptı. Ve anladım ki bugüne kadar ona hiç güvenmemişim,sesini duymak istememişim,duysam da o na göre karar vermek istememişim.

Anladım ki tüm perdeler kalktığında, tüm görünenlerin ötesine baktığında, doğruyu yapıyor,doğrunun kendisi oluveriyorsun. İç sesimi gördüm,iç sesimi tanıdım,iç sesimi yaşadım bu iki günde. Ve bu ses hiç yanıltmıyor,çok güvenli,saf ve temiz. Öyle de kolay ki, hemen buluveriyor seni. Ne kadar zormuş gibi görünsede öyle usulca baş gösteriyor ki,sıcacık güvenle sarıyor seni ve söylüyor sana gerçekleri,OLduruyor seni gerçeklerin içinde. Ne mutlu gösterene.Ne mutlu yaşatana Ya RABBİM!

Bir nefes olduk,bir nefeste tıkandık,bir nefeste açtık tüm pencereleri,tazelendik yeni nefeslere.

Gördüm ki aslında, herkes bu saf ruhun perdelendiği,katmanlandığı,katranlaştığı,kalıplaştığı,ruhun özgürlüğü için mücadelede ve O ruh'a ulaşmak öylesine naif ve içten ki, yeterki ona güvenip açılmaya niyet edelim O hemen usul cacık süzülüyor dışarı ve sana Gel diyor,göster diyor gerçekleri.


Bedenler,kılıflar öylesine yanıltıcı ön yargı kalıpları oluşturuyorki,öze inip,özü görüp onunla kucaklaşamıyoruz.Zihin öğrendiği kalıplarıyla,bedenlere,kılıflara,tipik jest, hareket ve mimiklere bakarak kararını veriyor,tüm ön yargısallığıyla.Bu aslında onunda suçu değil. Zihinde Tanrısal,onu da yaşarken çaktığımız kalıplarla boğuyoruz.Kalıpların kölesi oluyor öze inemiyoruz. Oysaki Tanrısal zihnimiz,tıpkı ruhumuz gibi pür.


Ruhun,özün çıkmasına izin verince,iç sesi,kalp sesi yaşanınca,duyulunca,beden de,zihin de ona amade oluyor.Ruh hepsinin elinden tutuyor. Sanki beden de,zihin de bir çocuk oluyor ruhun o görkemli ellerinde.Ve bu Tanrısal Eller sana doğruyu yaptırıyor,doğruyu gösteriyor. Sonsuzluğun BİRliğini,sonsuzluğun BİR ellerini tutturuyor.


Hayatımda hiç tanımadığım,hiç görmediğim insanlarla meğer ruhum tanışıkmış. Engelleyen zihin ve bedenimmiş. Ruh,öz,kalp açılınca tüm engeller kalktı,sevgi enerjisi heryeri kucakladı. Tanımadığım kollar annem oldu,babam oldu,sevdiğim oldu... hepsi de aynı düşlediğim sevgiyi verdi.


İtici gelen,istenmeyen,beğenilmeyen gelen,boş ön yargısal yanılsamalı zihnin yaşanmışlık dolu anılarıymış. Bunlar itici gelen giydirilmiş beden kostümleriymiş meğer.Kostümlerin,rollerin ardına bakınca sıcacık,güven dolu,masum çocuksulukta sonsuz sevgiyi gördüm.Sanki bize çıkarın kostümlerinizide gelin sarılın bana der gibiydi.


Allah her şekliyle,her haliyle bize göstermeye çalışıyor.Şükürler olsun ki hiç bizden vazgeçmiyor.Görebilmemiz için her yolu deniyor.Ve bize Rahmetiyle yardımını yağdırıyor her şekliyle.Şükürler olsun! Yağdırdığı bu Rahmetinde bizleri arındırıp,tüm katmanlaştırdığımız kalıplarımızdan sıyırmaya,Öz'le buluşmaya, onunla buluşmaya çağırıyor.Yağdırdığı her Rahmetle,dışımızdaki kalıpları yakmaya,onları ateşinde eritip,yanmayan Öze kavuşturmaya çalışıyor.


O yüzdendir yağdırarak yaşattığı acılarla ,çilelerle,hüzünlerle,sevinçlerle,mutluluklarla,neşelerle...Aşk ateşini tutuşturup yakarak yanmıyana ulaştırmaya doğru yolculuk.


Bu yolculukta Allah izniyle,Onun tuttuğu ışıkla aydınlanıyor yürüyen her adım. Allah dilerse aydınlanıyor tüm yollar.Şükürler Olsun!


Kalıpların,rollerin ardındakini gösterene,onu yaşatıp tattırana Şükürler Olsun! Öyle büyük, öyle güzel,öyle içten,öyle sonsuz bir sevgi ki bu hep orada kalmak istiyorsun. Herkes,herşey senin yuvan,sen onlarla bir bütünsün sanki.Hiçbirşey aramıyorsun,oracıkta kıvrılıp yatmak,O BİRikteliğin sevgisini hissetmek istiyorsun.Bu his seni huzurlu bir dinginliğe,tatlı bir uykuya çeker gibi geliyor.


Kimsenin rolünü üstlenmeme gerek yok. Ben kendim olma rolünü seçmişim. Annemin,babamın,kardeşlerimin,onlarında ötesindeki geçmişlerimin,yaşanmışlıkların... hiçbir yükünü,sorumluluğunu taşımıyorum. Herkes hayatta kendisi olma rolünü yaşadı,sorumluluk seçimlerini yaptı,rollerini bazıları oynadı ve gittiler,bazılarıda hala oynamaktalar. Bana düşen bunları görebilmek,bana kattıkları gücü,sevgiyi,güzellikleri,özellikleri,renkleri,kokuları,dokuları,tatları herşeylerini görebilmek hatta daha da ötesinde bu rolleri onlara oynatan "O" eşşiz gücü "O" eşşiz sevgi kaynağını görebilmek.Ve böylece bakıp bana izin verilen,bana sunulan yolu yürüyebilmek AŞKla...


Hayatın bize sunduğu roller içinde yerimi gördüm.Oynanan rolleri gördüm.Roller içindeki rolleri gördüm.Hayat tablosu gözümün önünde yaşattırılınca,kendim kendime gösterilince,gördüm büyük oyunun içindeki küçücük rolümü,rollerimizi. Ve anladım ki aslında hep aynı sarmalın çözülmesi için uğraşıyoruz. Hayatımızda ki sevgi+ özgürlük dengesini tutturmaya çalışıyoruz. Öğrenilmiş,şartlandırılmış çaresizliklerimiz içinde,rol kalıplarımızın altında ezilmişliğimizin altından kalkmaya çalışıyoruz hepbirlikte.


Kişiler,bedenler,konumlar,yaşamlar hernekadar farklı görünselerde. Yaşanan hayat hikayeleri hernekadar farklıymış gibi gelsede hepsinde BİZ varız. Hepsinde "ben" var, "ben"de Hepsi var.


Geçmiş,gelecek,şimdi hepsi "ben"de benim taa derinlerdeki özümde.Özler karşılıklı buluşunca,bedenlerin gerisindeki kalpler konuşunca,zaman zamansızlaştı,hepsi BİR oldu. Zaman,ruhların BİRliktelinde dümdüz oldu, O AN oldu. Zaman dışımızda değil,içimizde oldu. Tüm atalarım,kaybettiklerim,kazandıklarım,şu an sahip olduklarım,gelecekte arzuladıklarım hepsi O AN da ordalardı ve ben hepsiyle sevgiyle kucaklaşıyordum. Çirkin,itici bir beden kostümünün gerisindeki güzelliği gördüm ve ona sarıldım. Anladım ki bunlar sadece kostüm,sadece verilmiş,dağıtılmış roller,büyük senaryo da bizler,oyuncular. Şükürler Olsun ki uyandırana.Oyunun, senaryonun farkındalığını yaşatana. Kostümlerin,rollerin gerisindekini gösterip yaşatana...


Sanırım bu insan hayatında bir nebze de olsa yaşatılıp,gösterilince artık hayat eskisi gibi olmayacak demektir. Artık yaşattırılan bu eşsiz ANların farkındalığı suya atılan minik bir taşın etkisiyle yayılan ve büyüyen halkalar gibi tüm hayatıma yayılacak ve ben bu güzellikleri, atılan bu tohumun ağaç haline gelmesini zevkle,mutlulukla,huzurla,Aşkla,sağlıkla... nice güzelliklerle seyredip yaşamaya başlıyorum.Şükürler Olsun!


Allah hayatımda yaşattığı mucizeleriyle,bana her yoldan,her şekliyle,sevgisini,desteğini,ilgisini yolluyor. Işığıyla içimi aydınlatıyor.Aslında herkesin herşeyin sevgilim olduğunu,rollerin,kalıpların ardındaki tek bir Aşk kaynağı olduğunu,çok daha iyi anlıyor ve hissediyorum.Öğrencimde olsa,arkadaşımda olsa,hiç tanımadığım tesadüfi(böyle bir şeyde yok:) kişilerle olan birlikteliğimdede olsa,annem de, babam da olsa,kardeşim de olsa onların hepsi birer bendenli kostüm. Asıl sevgi ve Aşk kaynağı bu rolleri oynatan,bu bedenli kostümleri giydiren,bu senaryoyu,bu sahneyi yaratan Yüce ALLAH. Özlemimiz ona,susuzluğumuz ona.


Bu bedenli kostümlerle kavuştuğumuzu sandığımız daha doğrusu bedenli kostümleri kaynak sanıp,gerçek sanıp Aşkla,sevgiyle sarılışımız sonrasında ki tükenmişliğimiz yanılsamamızdan.Asıl kaynağa olan körlüğümüzden. Kaynağa sarılsak,kaynak bizi tüketmez,kaynak yormaz. Kaynak enerjiyle çoşturur.


Tıpkı bu iki günlük çalışmada deneyimlediğimiz gibi; herbirimizin hikayesi farklı kişilerle,yani kostümlerle gelişsede ,bunları açığa çıkarıncaya kadarki yorgunluğumuz,kaynağa ulaşınca son buluyor.Yeniden BİR oluyoruz ,güçleniyoruz,taze bir nefes alıyoruz kocaman...Bizi yoran taşıdığımız bedenli kostümlere zihnimizle yülüklediğimiz kalıplar ve de bunlara inanıp,sarılıp,kör olup yaşamaklar.ÖZ asla yormaz,kalbin sesi seni kurtarmak için sesleniyor;dışına çık ve gör diyor nasıl yüklerin altındasın.Oysa sen saf,pür,duru,güzeller güzeli bir ışıltısın,akansın,akışkansın.Kendini nasılda isleyip pislediğini gör.Gör kalıpların anlamsızlığını ve özün gibi özgür yaşa,pür yaşa diyor.Bir kez yaşattırıldımı bu deneyim artık herşey eskisi gibi olmayacak demektir.Herşey bütünün ve benim hayrım için en hayırlı şekliyle yaşanıyor demektir.


Sarılmanın neden bu kadar önemli vede güzel olduğunu gördüm,hiç tanımadığım yabancı diye adlandırdığım,güzel,çirkin,çekici,itici... diye adlandırdığım insanlara sarılırken. Çünkü sarıldığım beden kostümleri değildi. Biliyordum ki onlar hayatlarındaki rollerini oynuyorlardı. Tıpkı benim de kendi rolümü oynayışım gibi ,bu büyük senaryo içinde.Sarıldığım daha da ötesiydi,geçmişimdi,geleceğimdi,şimdimdi. Zamansız sonsuz BİRlikteliğeydi sarılışım. İçimdeki zaman da zamansızlığı gördüm. Herşey herkes sevgi çemberinde zamansızlık vede boyutsuzluktaydı.


TEŞEKKÜREDERİM!!!!


Münire Mine Arslan


20.12.2010 saat:20.25



29 Ekim 2010 Cuma

RÜYA'DAN AŞK'A UYANMAK





Aşkın kaynağının özündeki gerçek olduğunu görmez olmak; Aşk'a kör olmakmış.

Gördüğümüzü sandığımız,bulduğumuzu sandığımız kendi özlemsel susuzluğunu duyduğumuz; özümüze duyduğumuz aşkmış. Özümüzle buluşamamanın verdiği derin özlem.
Dışardaki aşk aynasında kendi gerçeğimizi görüp ona aşık olmuşuz. Yüceltmişiz buyüzden yaşanan her aşkı. Yücelen kendi kaynağımızdan görmüşüz, yansımalarımıza bakıp bakıp oldurtmuşuz kendi eşsiz düşsel gerçekliğimizi. Sonra birden dünyasal gerçekler uyandırmış Aşk'ı; uyan!gördüklerin senin gerçeklerin! . Görünenlerin gerçekleri bambaşkaymış,onlarda kendi yanılsamalı yansımalarını yaşıyorlarmış. Herkez yanılsamalar dünyasında( Platon'nun da tabiriyle "yansımalar dünyası" ) gerçekliğine inandıklarıyla aşk yaşıyorlarmış.

Sanırım bu yanılsamalı dünyada karşılıklı aynı yanılsamayı, aynı rüyayı gördüğünde bu iki kişi rüyada yok olup, gerçeğin BİRliğinde uyanıyor olacaklardır.

Yanılsamalı yansımalarla dolu bu dünyanın tüm bağlarından kopup ÖZüyle Aşk yaşayan , iki ÖZsel varlığın örtüşmesiyle oluşan bu eşsiz denklem BİRlik'te sonsuzluğa uyanıyorlarmış.


Münire Mine Arslan

29.10.2010 cuma .18.15