30 Mayıs 2017 Salı
IŞIK
Gerçek, Basit,Sade ve OLağandır.
KANATLAR
AŞK…^^
Şimdiye kadar hayatıma niye bir erkeği istikrarlı bir ilişkiyle çekemiyorum? Sorusu beni Tantralarla buluşturdu. Çünkü 1.çakra merkezimi kapalı tutuyordum. Biri gelince ve cinsellik isteyince ne yapıcaktım? Vermelimiydim? Vermemelimiydim? (bir yandan da memeliydim;)) verirsem; günahmıydı? Beni kullanır bırakırmıydı? Beni basit mi görürdü? İlişki yüzeysel mi olurdu? Vb. Bir sürü kalıplar,engeller vardı zihnimde ve de bedenimde. Vermezsem de; Benden uzaklaşırmıydı? Başkalarına(veren birilerine)mı giderdi?, aldatırmıydı? Bu şekilde (vermeden) nasıl elimde tutabilirdim ki? Vb. endişeler,sorular uçuşuyordu zihnimde.Doğal olarak da hayatıma biri giremiyordu.
İşte bu yüzden de Tantra yollarına düştüm. 1. Çakra(birinci kapı)(cinsel bölge)kapısının anahtarını Tantra ile açtım. Tantra benim anahtarım oldu. Bu alanla ilgili hertürlü korkumu,yargımı,inançlarımı yıktım ve özgürleştirdim. Kapı açılır kapanır esneklikte,şeffaflıkta oldu. Bu enerji kapısı açılınca, eenerjinin çekim kuvveti devreye girdi ve bir çok erkek sanal yada reel olarak beni arzular, ister hale geldi. Kimine izin verdim kimine vermedim. Fakat akan bu enerjiyle kadınlığım,dişiliğim layık olduğu yere oturdu ve parladı. Lakin isteğim hala yerini bulmadı. Çünkü isteğim AŞK . Benim sadakatim AŞKA. Birliktelikteki nihai isteğim GERÇEK AŞK … akan,yaşayan,yaşadıkça dirileşen,coşan,derinleşen,yücelen… AŞK…
Bu gece idrakına varıyorum ki ; eee dedim kendime, 1. Kapıyı açtın , bu sefer gelen var ama kalan yok Tamam Aşk akan bir şey kabul,bağımlı kılmıyoruz,tutmuyoruz,tutunmuyoruz,özgürüz… eee peki bu ortamda akacağın, birsüre sonra akıntının coşkusuyla bir olup uçacağın erilin nerde?
Ben kapıları karıştırmışım da ondan Birinci kapıyı açınca ışığı gören gelmeye kalktı, ben de açlığımdan hangisini yesem, onumu yesem, bunu mu yesem, bundan da mı tatsam deryasında azıcık gezineyim dedim, merkezimi kaçırmak üzereyken aklım başıma geldi. (fabrika ayarlarıma geri döndüm) Baktım isteğim bu değil. Bunlar güzel saltanatlar. Lakin benim Kraliçeliğim 4. Kapı . Benim doğum günüm kaç ‘’4’’, uğur rakamım kaç? ‘’4’’ eee daha ne geziniyorsun başka kapılarda . Neyse gezmeden bulunmuyor doğru kapı
Baştan beri zaten bu kafadaydım ‘’illede AŞK’’ ‘’İllede GERÇEK AŞK’’ a düşmüştüm. Fakat 1. Kapı kapalı olduğundan sistem devreye girmiyordu. Tantra anahtarıyla da bu kapıyı açıp özgürleştiğimize,şeffaflaştığımıza göre, başa dönüp nihai amacım olan’’illede AŞK’’ kapısından ( Meryem Sunacığımın dediği gibi; ‘’ sen içsel Kraliçeliğine yürü madde kendini biçimlendirir’’ ) yürümeliyim. Karşıma çıkan insanlarla olan ilişkilerim de bu gözle, kalp gözüyle bakmalıyım. Bu bütünsellikle bakıp yaşanınca zaten bunun parçası olan seks de yaşanıyor en saf,en içten,en yüce haliyle. Böylesi seks AŞK oluyor. Diğer türlü , zihnimde arzulayıp, fantazilerini kurgulayıp, acaba nasıldır? Cinselikle birleşince aşk olurmu? Akar mı birliktelik? Diye düşünüp yaşadıklarım da sığlıktan öteye gidemedim çünkü bu AŞK değildi. Bir merak, bir açlık doyumu, bir fantezi yaratımı, bir burdan da (bu yoldan da) AŞK çıkar mı?(doğar mı?) isteğiydi. Böyle olunca da doğal olarak, olmadı
Şimdi anlıyorum ki, baştan beri çıktığım AŞK yolu yoldaşlığımın kapılarını karıştırmışım. 4. Kapı benim kapımdır. Kraliçeliğimin, Aşk Saltanatımın anahtarı da, kapısı da, sarayı da benim. Buyursun Kralım! İçimdeki Kral ve Kraliçenin Aşk BİRlikteliği, dışımdaki realiteyi gerçekleştirsin!...^^
Oldu! Oldu! Oldu! ŞÜKÜRLER OLSUN!...
09.01.2017 21.00
TAMLIĞIN İÇİNDEKİ EKSİKLİK HİSSİ
KENDİ CENNETİN’DE YAŞAMAK
AŞKLA SÖKÜLMEK...^^
5 Ocak 2016 Salı
ŞÜKÜR
Karşımızda gördüklerimiz kendimizdendir diye okuruz da ,iş yaşamaya gelince tökezleriz. İşte bir tökezlenme durumu ışığıyla aydınlattı tüm benliğimi. Bildiklerimiz aslında bilmediklerimiz,oyüzdende zihnin karmaşasından arınıp saf duygular ve hislerle yaklaşmalı her varlığa.
Zihin ; şüpheci,sentezci,analizci,çok bilirci...
Oysa kalpten gelenler; güvenli,akışkan,sıcacık,şevkatli,şifalı...
Zihin biriktirdikleriyle analiz sentezini yaparken, yardımcı olduğunu zannedip ,itici gücünü sızdırıyor etrafa. Oysa kalpten akan, tertemiz bir sayfa olarak bakıyor herşeye. Sevgi ve iyi niyetle deneyimleyerek dolduruyor sayfalarını...^^
Zihnimin de kalbimin de,bendeki iyi ve kötünün de,ışığın ve karanlığın da,sevincin ve üzüntünün de,sevginin ve nefretin de,korkunun ve güvenin de ....hertürlü zıtlığın harmonisini de şükranlarımla onaylıyorum. Odağımı neye yönlendirirsem onu büyüteceğime olan zihinsel bilgimi, kalbime akıtarak,kalbimdeki sevgiye,iyiliğe,şevkate,saflığa,güzelliğe,neşeye,mutluluğa odaklanıyorum .Tanrısal ışığın rehberliğinde ,içimdeki ışığı parlatıyorum...* Aşkın güçüyle ışık karanlığı teslim alıyor;karanlık ışığın sevgi ve şevkatli kollarında eriyip "O" oluyor "BİR"oluyor...^^
Karanlıkların aydınlığa çıkması da bu olsa gerek; sen içindeki ışığı parlatmazsan ,o parlatmazsa,biz parlatmazsak , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa değil mi? böyle sözleşmemişmiydik taaa yürekten;)
Yaradan her fırsatta,her deneyimde,her koşulda demiyor mu;
Kendi değerini bil!
Kendine ve benim sendeki mucizelerime odaklan,
sana verdiğim ışığa odaklan ve onu parlat.
Beklentisiz, büyük bir yüce gönül sabrıyla, sevgi dağıt,bekletme erteleme.
Önce kendini kendinde sev çünkü ben ordayım.
Önce kendini kendinde beyen,tüm güzel şeyleri kendin için yap.
Kendini kendinde yücelt ki ışığın parlasın.
Işığa çekilir tüm varlıklar bir mıknatıs gibi,
hayırlı olanlar akmaya başlar berrak berrak...^^
ŞÜKÜRLER OLSUN! YARADANA!
Münire Arslan
05-01-2016
29 Ağustos 2015 Cumartesi
KOO GİTSİN...
8 li günün özelliğinden mi bilinmez, 8 i kendi içimde yan devirip,sonsuz döngümü yaşadım;)
Gördüğüm ,hissettiğim,kızdığım,kırıldığım,köpürüp nefret ettiğim,sıkıldığım herşey içimde kabardı da kabardı. Bu kabarıklık yine içime taştı ; Kızdığım,köpürdüğüm herşeyin ''ben'' ve benim parçalarım olduğunu görüp,kabulllenip,ohh be dünya varmış içimde demenin ferahlığını hissettim. Hepsi ''ben''im hepsi ''biz''iz hepsi ''BİR''.
ve Mutluluk; AN' dan ibaret. Bulunduğun ANnın akışına teslim olursan ne ala ,yok eğer beklenti lebi deryasına dalarsan hay Allah;) kaçtı gitti güzelim ANların mucizevi mutlulukları. Yok öyle şöyle olsaydı böyle olurdu... böyle olursa şöyle olurdu vıdı vıdıları.
Tevekkül'ün huzuruna varma zamanı. Olan ne oluyorsa hayra oluyordur. Yok eğer olmuyorsa o da hayrından olmuyordur.
Beklenti duvarlarına çakılıp, cennet bahçelerine aralanan AN kapılarını ıska geçiyoruz. Sonrada hep bir halden memnun olmamalar,şöyle olsa keşkeler,keşkuller falan.
Koo gitsin....kendini AN'a
Aman yanlış anlaşılmasın AN'lık yaşayalım sığlığında değildir AN'nın derinliği;)
Mine ARSLAN
08.08.2015
12.50
27 Haziran 2013 Perşembe
GÖKKUŞAĞI İNSANLARI
Yıllardır kendimi(siyasi,ekonomik,politik...vs) hiçbir belirlenimin altına sokmadım ,çünkü herbir belirlenim ruhumu daraltı,içimdeki sonsuzluk hiçbir çerçeveyi kabul etmedi. A politik diye çerçevelenen insanlar şimdi BİR DİRİLİŞE öncülük etmekte...Her ne kadar bu DİRİLİŞ'in alevlendiricisi politika olsa da hala a politikiz:)
Yüreklerden dışarı taşan ışığın sebebi; Sevgi,Aşk,Yaratıcılık,Neşe,Umut,Barış,Doğa...ruhu besleyen,ruhu ,özü yansıtan herşey...Herkes bu oluşuma farklı isimler verse de kendine göre yorumlasa da (ben de dahil:) bu da bir yorum çünküm:) Görülen ÖZ'ün ÖZlerin seslenişi,DİRİLİŞİ... Belki bir zamanların "çiçek çocukları" şimdinin "DİRİLİŞ İNSANLARI" ; kendi dirilişini içinde yaşayan,kendi hayatında ki direnç noktalarını keşfeden ve onlarla uzlaşıp, kendi gelişim yolunda ilerleyen insanlar." İNSAN"ın anlamını anlayıp,kendi bünyelerin de farkındalık yaşayan insanların artık görevlerini yapma zamanı. Kendi (d)evrimini yaşamayan biri, DİRİLİŞİ çeşitli şekillerde yorumlayacaktır.Bir çerçeveye yerleştirmeye çalışacaktır. Çünkü yıllardır kafasında işleyen sistem,kategorize etmeye,"öteki"leştirmeye,sıraya sokmaya,isim vermeye...vs alışmıştır. Ne yapsın buda onun seçimi,saygı duymak lazım.
Sistem denen yaratılmış çark dönüp duruyorken Cem Karaca'nın (Saygıyla Anıyorum) tabiriyle çomak sokulmuştur.Sonsuz sevgi,aşk,mutluluk,neşe,yaratıcılık,...pınarından akan suyu, damarlarında dolaştıran bu güzel IŞIK İnsanlarını hangi sisteme sığdırabilirsiniz ki? Hangi çerçeveye sokup isimlendirebilirsiniz ki?....
Yarattığımız çarkın kararan gökyüzünde ,bereketli yağmurlar sonrası( Tomaların fışkırttığı sular misali:) gönüllerde parlayan güneşin etkisiyle ,gökyüzünde beliren GÖKKUŞAĞI İNSANIdır DİRİLEN....Ram Dass'ın deyişiyle ;
Oyun biri olmak icin degil, hiç kimse olabilmek icin oynanıyor
“The game is not about becoming somebody, it's about becoming nobody.”
Mine Münire Arslan 11.06.2013
20 Ekim 2012 Cumartesi
IŞIK
İçim bıcır bıcır başladı güne.Işık oldum ışık gördüm herşeyi,çoştum çoştukça evin işleri hiç yormadı bile:) oysaki koca salonun boydan boya olan camlarını silivermiştim. Sonrasında Karşıyaka çarşısına çıktık annemle.Çıkınca nedense içimin çoşkusu çekildi,sanki insanlar bir gazozu pipetle çekip içer gibi,içimdeki çoşkuyu çektiler,yordular,gerdiler...çarşının umarsız kalabalığı,bencil yürüyüşleri içimdeki ışığı kısınca,karanlık yönümü açığa çıkarıverdiler,içim karardı o yüzden.Son okuduğum kitapta söz edildiği gibi(Serdar Özkan'nın) ; insanların içindeki ışığı göremedim.Birsüre sonra benim ışık gören gözlerimde karardı.Dengeyi tutturamadım yine:)
Bazen Tanrının bizleri herşeye rağmen neden sevdiğini düşündüğümde; cevabını ışık bakan gözlerimle görüyor,insanları sevimli,komik,çocuksu...buluyorum.Çoğu zaman insanların koşuşturmaları sevimli ve masum geliyor ama bugün öğleden sonra ışık gören gözlerim geceye dönüktü.Bu koşuşturmalar,yürüyüşler bencilce,çekilmez,yorucu,gri geldi. Hayat gibi,kalp ritmi gibi işte herşey.Bendeki gibi inişli çıkışlı,geceli gündüzlü. Bu hayatın içindeyken sanırım böyle olacak.Bu mücadele; içimizdeki ışık ve karanlığın mücadelesi kimi zaman yorucu olacak kimi zaman çoşkulu ve mutlu.Işık bakıp ışık görmek ve istikrarla sürdürmek ,ışık boyutta gerçekleşeçek.İnşallah bu dünyada ışıkla yaşamak daim olur. Pes etmiyorum karanlığa "ışığımı takipteyim" diyorum herdaim.
İçimizdeki ışıkların üzeri okadar katranlaşmış ki ,yaşarken gören gözlere kataraklar inmiş adeta.Bu katranın gerisinden sızan,minicik çırpınan ışığı,ışıkları görme netliği ve istikrarını diliyorum Allahtan.
Işıkla baktıkça etrafa,insanların ışık taraflarını görmeye çalıştıkça,içimizdeki nuru,Tanrısallığı açığa çıkaracağız.Birbirimize el verip çoğaltıcağız ışığımızı.Tıpkı çizgi filmlerdeki gibi gözlerimizde ışık yıldızları parlatacağız karşılıklı:)
Şimdilerde yaklaşan bayramın telaşıyla alışverişler yapıp,evlerimizi temizlerken, gönül evlerimizide ihmal etmemeli.Aşk evimizi de temizlemeli ki Allah nuru içimize girip ışıldatsın tüm yüzleri,bedenleri,şifalasın benliklerimizi. Temiz bir kanal olmak,içimizdeki ışığı çoğaltıp,karanlığın alanını daratmak için hadi el verelim birbirimize ve ışık bakıp ışık taraflarımızı görelim. Çoşturalım,kımıltatalım,büyütelim...ışıklarımızı.
Şükürler olsun hayatımtaki tüm ışık insanlara... Sokrates gibi( maiotik yöntemi) aslında bizde doğuştan beri var olan bilgiyi,yaratıcılığı,ışığı... doğurtan,açığa çıkartan,çoğaltan....insanlara...
Teşekkürler ışıklarıyla yoldaşlık eden tüm dostlara...Teşekkürler içimdeki dansı açığa çıkaran meleğime...Teşekkürler okuduğum kitaplarla...izlediğim filmlerle,oyunlarla...ışığımı çoşturan tüm insanlara...Teşekkürler içimdeki sema'yı döndüren özel ruhlara... Teşekkürler içimdeki enerjiyle tanıştıran,bedenimin sınırlarını anlamamı sağlayan hocalarıma...hayatımın tüm Sokrates'lerine....Teşekkürler.....Hepsinde var olan ışığa,nura...."O"na Şükürler Olsun deyip noktalamak isterken aklıma birden herşeyin bir "."(nokta) olduğu geldi. Hayatımız bu noktalar arasındaki boşlukları tamamlayıp,kendi hayat tablomuzun resmini çizmek gibi..Hayatımıza giren her insan,kesişen her yol bu noktaların arasındaki boşlukları tamamlamak gibi.. Gökyüzündeki yıldızlar,gezegenler gibi.. Aslında tıpatıp aynısı,bir yansıma sadece.Biz onları karanlığın içinde,boşlığun içinde ışıklı noktalarcıklar olarak görüp,aralarında bağlantılar kurup kepçeye,cezveye:) benzetirken,aslında kendi hayat tablolarımızın yansımalrını görüyormuşuz meğer... Yeryüzündeki herbir insanın vede canlının ışıklarının yarattığı manzrayı düşleyince vede bu ışıkların birbirlerine olan ilişkilerinin kombinasyonundan doğan,noktalar arasındaki boşlukların bileşkesinden çıkan sonsuz manzara muhteşemmm olsa gerek.Tıpkı YARADAN 'I gibi...
Mine Münire Arslan
23.15
20.10.2012
12 Eylül 2012 Çarşamba
11 Eylül 2012 Salı
BRAVE 2 (İZLEDİKTEN SONRA)
İşte bu minik oğlanla başladı, kader yolunu seçmenin ve de değiştirmeye çalışmanın zorlu ve tehlikeli oluşu. O kocaman ışıl ışıl merak dolu gözler, olup biteni izleyerek, kendi yoluna doğru çekilmenin gizemini anlatıyor. Bir yanda babası diğer yanda büyük babası ona devralacağı işi kendilerince anlatırlarken ,aynı zamanda kendileri gibi olamasını da istiyorlar.Meğer o ışıldayan güzel gözlerin devralacağı iş; izlerken hepimizin yüreğini yerinden oynatacak, gözlerimizi tıpkı onun gibi ışıldatacak muhteşemlikteydi.
Denizin ve gökyüzünün BİR olduğu ,çivit maviliğin o eşsiz güzeliğinde süzülen ,minik "laluna" isimli bir tekne,Ay'a merdivele tırmanıp ona çapa atan minik eşsiz bir yürek.Ay'ın ışıltısını sağlayan ,onun yüzeyinde toplaşmış milyonlarca minik yıldız....Meğer yıldızlar gökyüzünde kayarlarken Ay'ın yüzeyine düşüp orada birikirler ve onun ışıldamasını sağlarlarmış. Şimdi sıkı durun, bu minik oğlancığa öğretilen iş;Ay'ın yüzeyine düşen bu yıldızları süpürmek;Babası tıpkı kendi bıyıklarına benzer bir fırçayla süpürmesini isterken ,büyük babası da tıpkı kendi çalılaşmış bıyıkları gibi çalı süpürgesiyle süpürmesini ister,işte tam o sırada gökten kocaman bir yıldız kayıp, Ay'ın yüzeyine düşer.Minik meraklı bakışlar, minik ayakları harekete geçirir ve yıldızın tepesine tırmandırır.Tıpkı yumurtanın çatlayıp minik canlının dünyaya gelişi gibi ,o da yıldızı çatlatıp kendi kader yolunun akışına izin verir ve Ay'ın yüzeyine bu kocaman yıldızın içinden çıkan birsürü minik yıldızlar yayılıverir.
Biz yıldızların yüzeye yayılışının çıkardığı tınıların sesiyle büyülenmiş şekilde olup biteni izlerken,dahada gözlerimizi yerinden yüreğimizi zembereğinden çıkaran görüntüyle buluştuk; bu üç kuşak birlikte Ay'ın yüzeyine dağılan yıldızları kenara süpürerek Ay'ı yarım ay şekline getirdiler. Meğer süpürücüler sayesinde bizler Ay'ın değişik halerini(evrelerini) görmekteymişiz.Bilin bakalım minik oğlan Ay'ın yüzeyindeki minik yıldızları neyle kenara itiyor? ne babası gibi fırçayla ve büyük babası gibi çalı süpürgesiyle,O kendi yıldızını çatlatarak kendi kader yolunun akışına izin verirken ,süpürmek olan görevini kendi şekliyle belirlemişti;TIRMIK'la ...
Bu minik başlangıç animasyonu izleyeceğimiz BRAVE filminin ana mesajını çıtlatıyormuş meğer:) Meridaya gelince o da tehlikeli ve zorlu olan yolu seçti ve kaderini değiştirmek istedi.Annesi değişince kaderinin de değişeceğine inandı ve izleyicinin kendine göre alacağı mesajları verdi.... Bana gelince filmi izlemeden önce aldıklarımla,izledikten sonra aldıklarım bütünlendi birbirini.İçimizde taşıdığımız yol kaderimizdir,nasıl vede ne şekilde gideceğimizi belirlerken ,yolumuzu aydınlatan,bizi birbirimize bağlayan yine içimizde taşıdığımız Sevgi ve aşktır.Filminde dediği gibi "gururla ayırdığın bağı birleştir".Kader yolu akıştan yana,kendimize ve birbirimize karşı oluşturtuğumuz dirençler akışı engellemekte,zorlu ve acılı yolara saptırmakta.İçimizdeki yol "DENGE" diyor.Direnç gösteren taraflar biririne doğru sevgi ve hoşgörüyle eğilmedikçe,akış bozulmakta evrende negatif çoğalmakta.Akan herşey değişir,tıpkı Herakleitos'un dediği gibi" akan bir nehre iki kez giremezsiniz,siz de nehir de değişmiştir".Kendi hayatımızı ve birbirimizinkini tıkamayalım.Bırakalım O sevgiyle ve hoşgörüyle aksın ve bizi sevgi ve aşk okyanusunda buluştursun....
Mine Münire Arslan
11.09.2012
23.34
8 Eylül 2012 Cumartesi
BRAVE
Yine tesadüf diye bir şeyin olmadığına inat,bir tesadüftür ki bana bu yazıyı yazdıran;
Geçen gün tv de bir animasyon film fragmanı dönüyordu.Bir baktım ki animasyon karakter bana benziyor,üstelik elinde bir yay ve okunu geriyor.Bir yay burcu olarak,cesaretle atıldığım hayat yolumun serüveninde kendimle özdeşleştirdim hemencecik.Kızın ismi Verida diye duydum, hemen ertesi akşamı internette aradım ama bulmayı beceremedim.
Yine tesadüf bu ki evren bana hemen cevap verdi aradığım filmi bana msn de mail olarak yolladı. Gelen cine city nin tanıtım programında "Brave" diye bir film di.Bir baktım ki benim aradığım kızın filmi.Benim Verida diye aradığım karakter meğerse Merida imiş:). Heyecanlandım ve hemen face ortamında paylaştım.Hemen yorumlar geldi; "başrole seni koymuşlar:)" "bu ne benzerlik""seni hissetmiş olmalılar tesadüf diye bir şey yoktur"dedi bir öğrencimde.Tüm bu oluşumlar hemencecik elimi kaleme götürüp sır defterime maceralarımı yazdırıverdi işte böyle.
Tıpkı Merinda gibi bende(hepimiz) kendi hayat yolumun cesur kahramanıyım ve maceralarımı sır defterime yazıyorum.Birgün belki bir film yada bir kitap olur kim bilir. Söylediğimiz,hissettiğimiz,istediğimiz,yazdığımız,çizdiğimiz,yaptığımız..... hiçbir şey boşlukta asılı kalmıyor,yerini er yada geç buluyor.His boyutunda,ruh boyutunda öylesine BİRiz ki ,öğrenciminde dediği gibi birbirimizi hissedip bir film karakteri yaratabiliyoruz.Birimizin isteği diğerinin yaşamında gerçekleşebiliyor.Aynı ortak yaşamı,aynı hayalleri paylaşıyoruz dünyanın her bir yanında. O yüzdendir ki çoğu zaman kendimize şu sözleri söyler buluyoruz;"tamda benim düşündüğüm gibi yapmışlar" "bak ben düşünürken adamlar yapmış bile" "bunu ben tasarlamıştım bak burası yapmış"vb işte ortak hayat...birileri düşlerken birileri yapıyor.Kendi düşünü yapabilmek içinde Braveheart olmak gerekiyor.Hayatın içinde akan bu güzel yaratımların akışını bozmamak aksine destek olmak ve yüreklendirmek gerekir ki iyilikler güzellikler çoğalsın.Aksine bu akışı engelleyip , ruhun ortaya koyduğu eşsiz eserleri yıktıkça, engeledikçe,köstekledikçe kötülükler artmakta,akış bozulmakta.İçimizdeki yaratım akışlarını engellemeyelim bırakalım bu akışlar güzellikler denizinde buluşsun .
Kendi hayat maceralarımızın rollerini oynarken temiz(pür),cesur yüreklerle yolumuzu aydınlatıp,yönetmenin parlayan yıldızı olmaya çalışmalı ne dersiniz?
Nasılsa bizde tıpkı film karakterleri gibi Yaradanın ve Yönetenin karakterleri deyilmiyiz?
Yıldızınızı parlatın parlasın.
Bu filmi daha izlemeden bana bunları yazdırttı,bakalım izlerken verdiği mesajlar neler olacak?
06.09.2012
23.42
Münire Mine Arslan
22 Nisan 2012 Pazar
HAYAT BU !
Hayatın minik ve bir okadarda değerli AN kapsülleri patlarken,bu patlamaların bileşkesi zamanı olduru veriyordu. Hatta bu patlamalar, senin onları farketmene bağlı olarak, kuantum sıçramalarını yaptırıyordu :) diyerek gülümsedim kendi kendime minik kapsüllerin üzerinde kendimi sıçrar görürken. oysaki çarşıda yürüyordum,tüm bunları düşünürken. Artık yüzüme ve halime nasıl bir görünüm bürümüşse , çoğu bakışları da üzerime çekiyordum,mıknatıs misali:) ışığımı parlatmak bu olsa gerek:)
Çocuk cıvıltıları kuş cıvıltılarına karışırken,çiçekler tüm görkemiyle ışıldarken rengarenk,bir koşuda canımın çektiği leblebi ve üzüm tanelerini alıvermek ve ardından bu güzellikleri limonlu bir çayla harmanlayıp,anne eşliğinde içiminin tarifsiz muhteşemliğini yaşamak...Hayat budur...dedirtiyor insana...ve işte diyorsun,hayatın minik AN kapsüllerinden biri. Hergün sayısız bu kapsülleri patlatırken,kimini farkederek kiminide ne yazık ki farketmeyerek yaşıyoruz. Oysaki her AN öylesine eşşiz basitliğe sahipken,öylesine güzel,öylesine naif....
İşte günümüz moda trendi haline gelen "kuantum sıçraması" bu minik kapsüllerin üzerinde hopi di hopi di zıplayıp patlatırken, ( minik su tanesi baloncukları misali)adeta seni yeryüzü cennetine taşıyıveriyorlar. Ne yazık ki bizler bu kapsüllerin birinden diğerine zıplarken kimi zaman baloncukların patlamasıyla bir sonrakine geçeceğimize takılıp yere düşüveriyoruz.Hoşgeldiniz kendi cehenneminize. Sonra tekrar hooop yeni bir baloncukla hopi di hopi di.....sonra yine düşüş falan derken hayatlar geçiyor...
Tüm bunları kaleme dökerken başka bir boyut takılıyor aklıma:) AN'ı yazarken AN'ı kaçırıyormuyum acaba ? AN yazıya,resme,şiire...nekadar yansır,yansıyan O AN mıdır? yoksa başka bir AN a geçilmişmidir?AN ların artırıldığı ZamAN da yaşarken.....:)
Mine Münire Arslan
22.04.2012
saat:AN
TAZE FINDIK KABUĞU
Yada bugün Okan arkadaşımın çektiği ilk filmi izlerken, filmden aldığım ders gibi; ''ölmeden önce ölebilmeli'' demiş alimlerimiz,velilerimiz,Hz'lerimiz...bu filmi izlerken de , karakterlerden biri filmin sonunda ölüyordu.Birçok filmde olduğu gibi ölen karakterle birlikte insan oğlunun kendine dönüş süreci başlıyor.İşte dedim bu da onlardan biri. Ama neden? illa biri ölünce anlıyordu? ölmeden öldürtmeden ,yaşarken de ölünebilirmi hayata? daha ÖZsel bir hayat yaşamak adına.
Bu gün yine Fulyacığımın face sf sında gördüğüm"HERKES ÖLÜR AMA HERKES GERÇEKTEN YAŞAMAZ" RAPUNZEL' in sözü gibi. İşte bu söz de,izlediğim film de,hatta bugün yediğim taze kabuklu fındık da bana şunu söylüyorlardı sanki; Hayatı yaşamak,hayatı hayatla yaşamak,ÖZle yaşamak. Ölebilmek ölmeden önce tüm nefsanevi dizginsiz yaşamlara. Öldürtmeden anlayabilmek bir çok şeyin kıymetini, yaşarken hayatın kıymetini her ANıyla elinde tutabilmek. Hayatı dolu ve içten yaşayabilmek,iri görünümlü ama içi de dolu taze kabuklu fındık gibi :) Aldanmamak görünüşlerin boş safsatalarına, ÖZ e yönelip tadına varabilmek hayatın içtenliğine ,bir fındık tanesi misali. Vede aldırmamak,gülümseyip gecebilmek bir fındık kabuğunu dahi doldurmayan minicik sorunlara yada her sorunu minik dünyamızın kabuğunu doldurmayan sorunlar olarak görüp gülümseyebilmek kendi mucizevi minik dünyamıza...
Münire Mine Arslan
29.07.2011
23.47
20 Aralık 2010 Pazartesi
GÖRDÜM Kİ

Gördüm ki aslında, herkes bu saf ruhun perdelendiği,katmanlandığı,katranlaştığı,kalıplaştığı,ruhun özgürlüğü için mücadelede ve O ruh'a ulaşmak öylesine naif ve içten ki, yeterki ona güvenip açılmaya niyet edelim O hemen usul cacık süzülüyor dışarı ve sana Gel diyor,göster diyor gerçekleri.
Bedenler,kılıflar öylesine yanıltıcı ön yargı kalıpları oluşturuyorki,öze inip,özü görüp onunla kucaklaşamıyoruz.Zihin öğrendiği kalıplarıyla,bedenlere,kılıflara,tipik jest, hareket ve mimiklere bakarak kararını veriyor,tüm ön yargısallığıyla.Bu aslında onunda suçu değil. Zihinde Tanrısal,onu da yaşarken çaktığımız kalıplarla boğuyoruz.Kalıpların kölesi oluyor öze inemiyoruz. Oysaki Tanrısal zihnimiz,tıpkı ruhumuz gibi pür.
Ruhun,özün çıkmasına izin verince,iç sesi,kalp sesi yaşanınca,duyulunca,beden de,zihin de ona amade oluyor.Ruh hepsinin elinden tutuyor. Sanki beden de,zihin de bir çocuk oluyor ruhun o görkemli ellerinde.Ve bu Tanrısal Eller sana doğruyu yaptırıyor,doğruyu gösteriyor. Sonsuzluğun BİRliğini,sonsuzluğun BİR ellerini tutturuyor.
Hayatımda hiç tanımadığım,hiç görmediğim insanlarla meğer ruhum tanışıkmış. Engelleyen zihin ve bedenimmiş. Ruh,öz,kalp açılınca tüm engeller kalktı,sevgi enerjisi heryeri kucakladı. Tanımadığım kollar annem oldu,babam oldu,sevdiğim oldu... hepsi de aynı düşlediğim sevgiyi verdi.
İtici gelen,istenmeyen,beğenilmeyen gelen,boş ön yargısal yanılsamalı zihnin yaşanmışlık dolu anılarıymış. Bunlar itici gelen giydirilmiş beden kostümleriymiş meğer.Kostümlerin,rollerin ardına bakınca sıcacık,güven dolu,masum çocuksulukta sonsuz sevgiyi gördüm.Sanki bize çıkarın kostümlerinizide gelin sarılın bana der gibiydi.
Allah her şekliyle,her haliyle bize göstermeye çalışıyor.Şükürler olsun ki hiç bizden vazgeçmiyor.Görebilmemiz için her yolu deniyor.Ve bize Rahmetiyle yardımını yağdırıyor her şekliyle.Şükürler olsun! Yağdırdığı bu Rahmetinde bizleri arındırıp,tüm katmanlaştırdığımız kalıplarımızdan sıyırmaya,Öz'le buluşmaya, onunla buluşmaya çağırıyor.Yağdırdığı her Rahmetle,dışımızdaki kalıpları yakmaya,onları ateşinde eritip,yanmayan Öze kavuşturmaya çalışıyor.
O yüzdendir yağdırarak yaşattığı acılarla ,çilelerle,hüzünlerle,sevinçlerle,mutluluklarla,neşelerle...Aşk ateşini tutuşturup yakarak yanmıyana ulaştırmaya doğru yolculuk.
Bu yolculukta Allah izniyle,Onun tuttuğu ışıkla aydınlanıyor yürüyen her adım. Allah dilerse aydınlanıyor tüm yollar.Şükürler Olsun!
Kalıpların,rollerin ardındakini gösterene,onu yaşatıp tattırana Şükürler Olsun! Öyle büyük, öyle güzel,öyle içten,öyle sonsuz bir sevgi ki bu hep orada kalmak istiyorsun. Herkes,herşey senin yuvan,sen onlarla bir bütünsün sanki.Hiçbirşey aramıyorsun,oracıkta kıvrılıp yatmak,O BİRikteliğin sevgisini hissetmek istiyorsun.Bu his seni huzurlu bir dinginliğe,tatlı bir uykuya çeker gibi geliyor.
Kimsenin rolünü üstlenmeme gerek yok. Ben kendim olma rolünü seçmişim. Annemin,babamın,kardeşlerimin,onlarında ötesindeki geçmişlerimin,yaşanmışlıkların... hiçbir yükünü,sorumluluğunu taşımıyorum. Herkes hayatta kendisi olma rolünü yaşadı,sorumluluk seçimlerini yaptı,rollerini bazıları oynadı ve gittiler,bazılarıda hala oynamaktalar. Bana düşen bunları görebilmek,bana kattıkları gücü,sevgiyi,güzellikleri,özellikleri,renkleri,kokuları,dokuları,tatları herşeylerini görebilmek hatta daha da ötesinde bu rolleri onlara oynatan "O" eşşiz gücü "O" eşşiz sevgi kaynağını görebilmek.Ve böylece bakıp bana izin verilen,bana sunulan yolu yürüyebilmek AŞKla...
Hayatın bize sunduğu roller içinde yerimi gördüm.Oynanan rolleri gördüm.Roller içindeki rolleri gördüm.Hayat tablosu gözümün önünde yaşattırılınca,kendim kendime gösterilince,gördüm büyük oyunun içindeki küçücük rolümü,rollerimizi. Ve anladım ki aslında hep aynı sarmalın çözülmesi için uğraşıyoruz. Hayatımızda ki sevgi+ özgürlük dengesini tutturmaya çalışıyoruz. Öğrenilmiş,şartlandırılmış çaresizliklerimiz içinde,rol kalıplarımızın altında ezilmişliğimizin altından kalkmaya çalışıyoruz hepbirlikte.
Kişiler,bedenler,konumlar,yaşamlar hernekadar farklı görünselerde. Yaşanan hayat hikayeleri hernekadar farklıymış gibi gelsede hepsinde BİZ varız. Hepsinde "ben" var, "ben"de Hepsi var.
Geçmiş,gelecek,şimdi hepsi "ben"de benim taa derinlerdeki özümde.Özler karşılıklı buluşunca,bedenlerin gerisindeki kalpler konuşunca,zaman zamansızlaştı,hepsi BİR oldu. Zaman,ruhların BİRliktelinde dümdüz oldu, O AN oldu. Zaman dışımızda değil,içimizde oldu. Tüm atalarım,kaybettiklerim,kazandıklarım,şu an sahip olduklarım,gelecekte arzuladıklarım hepsi O AN da ordalardı ve ben hepsiyle sevgiyle kucaklaşıyordum. Çirkin,itici bir beden kostümünün gerisindeki güzelliği gördüm ve ona sarıldım. Anladım ki bunlar sadece kostüm,sadece verilmiş,dağıtılmış roller,büyük senaryo da bizler,oyuncular. Şükürler Olsun ki uyandırana.Oyunun, senaryonun farkındalığını yaşatana. Kostümlerin,rollerin gerisindekini gösterip yaşatana...
Sanırım bu insan hayatında bir nebze de olsa yaşatılıp,gösterilince artık hayat eskisi gibi olmayacak demektir. Artık yaşattırılan bu eşsiz ANların farkındalığı suya atılan minik bir taşın etkisiyle yayılan ve büyüyen halkalar gibi tüm hayatıma yayılacak ve ben bu güzellikleri, atılan bu tohumun ağaç haline gelmesini zevkle,mutlulukla,huzurla,Aşkla,sağlıkla... nice güzelliklerle seyredip yaşamaya başlıyorum.Şükürler Olsun!
Allah hayatımda yaşattığı mucizeleriyle,bana her yoldan,her şekliyle,sevgisini,desteğini,ilgisini yolluyor. Işığıyla içimi aydınlatıyor.Aslında herkesin herşeyin sevgilim olduğunu,rollerin,kalıpların ardındaki tek bir Aşk kaynağı olduğunu,çok daha iyi anlıyor ve hissediyorum.Öğrencimde olsa,arkadaşımda olsa,hiç tanımadığım tesadüfi(böyle bir şeyde yok:) kişilerle olan birlikteliğimdede olsa,annem de, babam da olsa,kardeşim de olsa onların hepsi birer bendenli kostüm. Asıl sevgi ve Aşk kaynağı bu rolleri oynatan,bu bedenli kostümleri giydiren,bu senaryoyu,bu sahneyi yaratan Yüce ALLAH. Özlemimiz ona,susuzluğumuz ona.
Bu bedenli kostümlerle kavuştuğumuzu sandığımız daha doğrusu bedenli kostümleri kaynak sanıp,gerçek sanıp Aşkla,sevgiyle sarılışımız sonrasında ki tükenmişliğimiz yanılsamamızdan.Asıl kaynağa olan körlüğümüzden. Kaynağa sarılsak,kaynak bizi tüketmez,kaynak yormaz. Kaynak enerjiyle çoşturur.
Tıpkı bu iki günlük çalışmada deneyimlediğimiz gibi; herbirimizin hikayesi farklı kişilerle,yani kostümlerle gelişsede ,bunları açığa çıkarıncaya kadarki yorgunluğumuz,kaynağa ulaşınca son buluyor.Yeniden BİR oluyoruz ,güçleniyoruz,taze bir nefes alıyoruz kocaman...Bizi yoran taşıdığımız bedenli kostümlere zihnimizle yülüklediğimiz kalıplar ve de bunlara inanıp,sarılıp,kör olup yaşamaklar.ÖZ asla yormaz,kalbin sesi seni kurtarmak için sesleniyor;dışına çık ve gör diyor nasıl yüklerin altındasın.Oysa sen saf,pür,duru,güzeller güzeli bir ışıltısın,akansın,akışkansın.Kendini nasılda isleyip pislediğini gör.Gör kalıpların anlamsızlığını ve özün gibi özgür yaşa,pür yaşa diyor.Bir kez yaşattırıldımı bu deneyim artık herşey eskisi gibi olmayacak demektir.Herşey bütünün ve benim hayrım için en hayırlı şekliyle yaşanıyor demektir.
Sarılmanın neden bu kadar önemli vede güzel olduğunu gördüm,hiç tanımadığım yabancı diye adlandırdığım,güzel,çirkin,çekici,itici... diye adlandırdığım insanlara sarılırken. Çünkü sarıldığım beden kostümleri değildi. Biliyordum ki onlar hayatlarındaki rollerini oynuyorlardı. Tıpkı benim de kendi rolümü oynayışım gibi ,bu büyük senaryo içinde.Sarıldığım daha da ötesiydi,geçmişimdi,geleceğimdi,şimdimdi. Zamansız sonsuz BİRlikteliğeydi sarılışım. İçimdeki zaman da zamansızlığı gördüm. Herşey herkes sevgi çemberinde zamansızlık vede boyutsuzluktaydı.
TEŞEKKÜREDERİM!!!!
Münire Mine Arslan
20.12.2010 saat:20.25
29 Ekim 2010 Cuma
RÜYA'DAN AŞK'A UYANMAK

25 Ağustos 2010 Çarşamba
KELEBEĞİM

Her günün sonunda ölüp,yeni bir sabaha yeniden doğan sonsuz renkli kelebeğim. Ama illede Maviyim. Meleklerin yeryüzüne indiği civit mavi saatlerin maviliğinden. Denizin ve gökyüzünün uçsuz,uçuk maviliğinden…
AN’nın güzellikleriyle birikmiş BİR günün tadıyla yaşayıp, ölebilmek bu günün sonunda. Yattığın yatağın yastığında bırakıp bedenini, ruhun sonsuzluğunda yaşarken arınıp, her günün ışıldayan sabahında, pırıl pırıl gözlerle yeniden doğmak.
Üzülürdüm kelebeklerin ömrüne düne kadar, varlıklarıyla bize gösterdiklerini anlayana kadar. Meğer her güne ölebilmeyi gösteriyorlarmış tüm güzellikleriyle. O yüzden bu kadar özgür uçabiliyorlarmış. Biz ömürlü insanlara, ölmeden önce ölebilmenin güzelliğini, özelliğini simgeliyorlarmış pır pır uçan ışıltılı renkleriyle. Dokununca toz olup uçuşan, grileşen solan renkleriyle de; dokunulmazlığı, sahiplenilmezliği gösteriyorlarmış, her şeyiyle özgürlüğü yaşayarak. Kanatlarının narinliğiyle, dokunduğunda yok olan o eşsiz renkleriyle, BİR güne yaşayıp BİR güne ölmeleriyle, biz ömürlü insanlara güzelliğin sırrını açıklıyorlarmış meğer. Biriktirmeden olumsuzluklarını, tüm olumsuzluklarına ölebilmeyi gösteriyorlarmış tüm naifliklerinde.
Belirlenimsizliği gördüm, bir kelebeğin kanadının renklerine elleyince, elimde dağılıveren grimsi toz zerrelerinde. Anladım ki hayatta bir şeyleri belirlemeye, sahiplenmeye kalktıkça, tıpkı elinde dağılıveren grimsi toz zerreleri misali uçup gidiveriyor dokundukların.
Tüm güzellikleriyle yaşayıp, her güne ölebilen kelebekler dedi ki; ÖL, senin ışıltını söndüren her şeye her günün sonunda ÖL. ÖL ki yeni bir güne pır pır parıldayabilesin eşsiz renklerinle. Kanatlarımın eşsizliğinde gör; AŞK ın eşsizliğini, dokunulmazlığını,belirlenimsizliğini, özgürlüğünü gör. Ve bana olduğum gibi bak, olduğum gibi gör ışıldayarak pır pır uçan varlığımı. Bu eşsizliğime dokunduğun an bilki ben artık ölmekteyim, ölüyüm. Senin sahiplenici, meraklı ellerinde ,diğer ölü arkadaşlarımın yanında,koleksiyonunun içinde,ölü bir parçayım çerçevelenmiş görüntümde.
Önceleri kendimeydi yazdıklarım,sonra anladım ki kendimin her bir parçası olan BİZlerle olan BÜTÜNSELLİK’ e, BİRliğimize yazdıklarım.
Münire Mine Arslan.
19 Ağustos 2010 Perşembe
Bütünselliğime Taşıyan Düş Gemim
“ Hayırlı mal,hayırlı insana yaraşır” Makalat. Sösüzden yola çıkarak; yaşadıklarımız,karşılaştıklarımız…vb.bize yaraşandır. Bizim aynamızdır bizi bize gösteren,nerde olduğumuzun, ne durumda olduğumuzun pusulalarıdır adeta. Ne mutlu farkedene,farkedipde pusulayı doğru kullanabilene ve yolunu aydınlatıp yürüyebilene. Allah bu yolda kimseyi ışıksız bırakmasın,ışıklar içerisinde de kör eylemesin.
Bu alemde ilerlerken çektiğimiz zorluklar,bocalamalar,üzüntüler…vb. öteki aleme yarın zevk ve neşe içinde gidebilmemiz içindir. Önümüze çıkan her sorunu,her endişeyi her zorluğu yolumuzu aydınlatan pusulalar,meşaleler gibi görüp sevinçle karşılayıp,kabullenmek ve bunları doğru tutup,doğru değerlendirip yolu yürümek gerek. Bizim olumsuzluk olarak gördüklerimiz,kötü olarak gördüklerimiz,yanlış olarak nitelendirdiklerimiz,hemen yanı başlarındaki olumluluğu,iyiyi,doğruyu görebilmemiz içindir. Çünkü onlar BİR ve aynıdır.
Onlar bizdeki eksik parçaları,ruhumuzun ,özümüzün bölünmüş,parçalanmış kısımlarını gösterip, onları tamamlayalım,özümüzle bütün ,özümüzle uyumlu yaşayabilelim diyedir. Tıpkı yap-boz’un parçaları misali ; Şaheser bir tablo olarak yaratıldık. Yaşarken bu şaheserden parçaları teker teker yitirdik. Şimdi yitirdiğimiz bu parçaları arıyoruz . Biliyoruz ki özümüz, bütünlenmeyi,TAM olmayı,mutlu olmayı istiyor. Çünkü zaten öyle idi ,biz onu yap-boz haline getirdik. Şimdide tekrar bir araya getirip o şaheseri çerçeveletip asmak istiyoruz yaşam duvarımıza.
İşte tam da oyunun bu noktasında, yap-boz’un doğru parçalarını bir araya getirmeye çalışırken yoruluyoruz,yılıyoruz,sabrediyoruz,sabırsızlanıyoruz,üzülüyoruz,seviniyoruz… oysaki karşımıza çıkıp elimize gelen her parça,doğru olan parçayı bulup,doğru yere yerleştirebilmemiz için bize ip ucu veriyor. Hayatımızın renklerini, şekillerini,figürlerini,fonlarını oluşturup saheserimizi ortaya çıkarmamızı sağlıyor. Tıpkı yaratılışımızda olduğu gibi,özümüz gibi,BİRliğimiz gibi…
Bu yap-boz’u tamamlarken bize yardım eden en büyük yardımcı AŞK. Her şeyde olduğu gibi,her şey olduğu gibi AŞK. Yaşattırılan,yaşanan her Aşk’la, seni sana gösterip,yolunu bulmana,özüne kavuşmana,eksik parçalarını bulup,bir araya getirip,bütünselliğine ulaşmana,saheserinle kucaklaşmana yol açıyor ,ışık tutuyor,yol gösteriyor.
Şükürler Olsun Yaradan’a!
Yaşadığım çalkantılar, beni bütünselliğime taşıyan düş gemimin ilerleticisidir/yakıtıdır. Çalkantıların,dalgaların beni gelişi güzel savurmaması için, onların yönünü,şiddetini,gücünü… farkedip, ona göre rotamı mutluluğum doğrultusuna yöneltiyorum. Vira Vira diyorum mutluluğumun rotasına. Vira Vira diyorum beni bütünselliğime taşıyan düş gemime…














