12 Eylül 2012 Çarşamba
11 Eylül 2012 Salı
BRAVE 2 (İZLEDİKTEN SONRA)
İşte bu minik oğlanla başladı, kader yolunu seçmenin ve de değiştirmeye çalışmanın zorlu ve tehlikeli oluşu. O kocaman ışıl ışıl merak dolu gözler, olup biteni izleyerek, kendi yoluna doğru çekilmenin gizemini anlatıyor. Bir yanda babası diğer yanda büyük babası ona devralacağı işi kendilerince anlatırlarken ,aynı zamanda kendileri gibi olamasını da istiyorlar.Meğer o ışıldayan güzel gözlerin devralacağı iş; izlerken hepimizin yüreğini yerinden oynatacak, gözlerimizi tıpkı onun gibi ışıldatacak muhteşemlikteydi.
Denizin ve gökyüzünün BİR olduğu ,çivit maviliğin o eşsiz güzeliğinde süzülen ,minik "laluna" isimli bir tekne,Ay'a merdivele tırmanıp ona çapa atan minik eşsiz bir yürek.Ay'ın ışıltısını sağlayan ,onun yüzeyinde toplaşmış milyonlarca minik yıldız....Meğer yıldızlar gökyüzünde kayarlarken Ay'ın yüzeyine düşüp orada birikirler ve onun ışıldamasını sağlarlarmış. Şimdi sıkı durun, bu minik oğlancığa öğretilen iş;Ay'ın yüzeyine düşen bu yıldızları süpürmek;Babası tıpkı kendi bıyıklarına benzer bir fırçayla süpürmesini isterken ,büyük babası da tıpkı kendi çalılaşmış bıyıkları gibi çalı süpürgesiyle süpürmesini ister,işte tam o sırada gökten kocaman bir yıldız kayıp, Ay'ın yüzeyine düşer.Minik meraklı bakışlar, minik ayakları harekete geçirir ve yıldızın tepesine tırmandırır.Tıpkı yumurtanın çatlayıp minik canlının dünyaya gelişi gibi ,o da yıldızı çatlatıp kendi kader yolunun akışına izin verir ve Ay'ın yüzeyine bu kocaman yıldızın içinden çıkan birsürü minik yıldızlar yayılıverir.
Biz yıldızların yüzeye yayılışının çıkardığı tınıların sesiyle büyülenmiş şekilde olup biteni izlerken,dahada gözlerimizi yerinden yüreğimizi zembereğinden çıkaran görüntüyle buluştuk; bu üç kuşak birlikte Ay'ın yüzeyine dağılan yıldızları kenara süpürerek Ay'ı yarım ay şekline getirdiler. Meğer süpürücüler sayesinde bizler Ay'ın değişik halerini(evrelerini) görmekteymişiz.Bilin bakalım minik oğlan Ay'ın yüzeyindeki minik yıldızları neyle kenara itiyor? ne babası gibi fırçayla ve büyük babası gibi çalı süpürgesiyle,O kendi yıldızını çatlatarak kendi kader yolunun akışına izin verirken ,süpürmek olan görevini kendi şekliyle belirlemişti;TIRMIK'la ...
Bu minik başlangıç animasyonu izleyeceğimiz BRAVE filminin ana mesajını çıtlatıyormuş meğer:) Meridaya gelince o da tehlikeli ve zorlu olan yolu seçti ve kaderini değiştirmek istedi.Annesi değişince kaderinin de değişeceğine inandı ve izleyicinin kendine göre alacağı mesajları verdi.... Bana gelince filmi izlemeden önce aldıklarımla,izledikten sonra aldıklarım bütünlendi birbirini.İçimizde taşıdığımız yol kaderimizdir,nasıl vede ne şekilde gideceğimizi belirlerken ,yolumuzu aydınlatan,bizi birbirimize bağlayan yine içimizde taşıdığımız Sevgi ve aşktır.Filminde dediği gibi "gururla ayırdığın bağı birleştir".Kader yolu akıştan yana,kendimize ve birbirimize karşı oluşturtuğumuz dirençler akışı engellemekte,zorlu ve acılı yolara saptırmakta.İçimizdeki yol "DENGE" diyor.Direnç gösteren taraflar biririne doğru sevgi ve hoşgörüyle eğilmedikçe,akış bozulmakta evrende negatif çoğalmakta.Akan herşey değişir,tıpkı Herakleitos'un dediği gibi" akan bir nehre iki kez giremezsiniz,siz de nehir de değişmiştir".Kendi hayatımızı ve birbirimizinkini tıkamayalım.Bırakalım O sevgiyle ve hoşgörüyle aksın ve bizi sevgi ve aşk okyanusunda buluştursun....
Mine Münire Arslan
11.09.2012
23.34
8 Eylül 2012 Cumartesi
BRAVE
Yine tesadüf diye bir şeyin olmadığına inat,bir tesadüftür ki bana bu yazıyı yazdıran;
Geçen gün tv de bir animasyon film fragmanı dönüyordu.Bir baktım ki animasyon karakter bana benziyor,üstelik elinde bir yay ve okunu geriyor.Bir yay burcu olarak,cesaretle atıldığım hayat yolumun serüveninde kendimle özdeşleştirdim hemencecik.Kızın ismi Verida diye duydum, hemen ertesi akşamı internette aradım ama bulmayı beceremedim.
Yine tesadüf bu ki evren bana hemen cevap verdi aradığım filmi bana msn de mail olarak yolladı. Gelen cine city nin tanıtım programında "Brave" diye bir film di.Bir baktım ki benim aradığım kızın filmi.Benim Verida diye aradığım karakter meğerse Merida imiş:). Heyecanlandım ve hemen face ortamında paylaştım.Hemen yorumlar geldi; "başrole seni koymuşlar:)" "bu ne benzerlik""seni hissetmiş olmalılar tesadüf diye bir şey yoktur"dedi bir öğrencimde.Tüm bu oluşumlar hemencecik elimi kaleme götürüp sır defterime maceralarımı yazdırıverdi işte böyle.
Tıpkı Merinda gibi bende(hepimiz) kendi hayat yolumun cesur kahramanıyım ve maceralarımı sır defterime yazıyorum.Birgün belki bir film yada bir kitap olur kim bilir. Söylediğimiz,hissettiğimiz,istediğimiz,yazdığımız,çizdiğimiz,yaptığımız..... hiçbir şey boşlukta asılı kalmıyor,yerini er yada geç buluyor.His boyutunda,ruh boyutunda öylesine BİRiz ki ,öğrenciminde dediği gibi birbirimizi hissedip bir film karakteri yaratabiliyoruz.Birimizin isteği diğerinin yaşamında gerçekleşebiliyor.Aynı ortak yaşamı,aynı hayalleri paylaşıyoruz dünyanın her bir yanında. O yüzdendir ki çoğu zaman kendimize şu sözleri söyler buluyoruz;"tamda benim düşündüğüm gibi yapmışlar" "bak ben düşünürken adamlar yapmış bile" "bunu ben tasarlamıştım bak burası yapmış"vb işte ortak hayat...birileri düşlerken birileri yapıyor.Kendi düşünü yapabilmek içinde Braveheart olmak gerekiyor.Hayatın içinde akan bu güzel yaratımların akışını bozmamak aksine destek olmak ve yüreklendirmek gerekir ki iyilikler güzellikler çoğalsın.Aksine bu akışı engelleyip , ruhun ortaya koyduğu eşsiz eserleri yıktıkça, engeledikçe,köstekledikçe kötülükler artmakta,akış bozulmakta.İçimizdeki yaratım akışlarını engellemeyelim bırakalım bu akışlar güzellikler denizinde buluşsun .
Kendi hayat maceralarımızın rollerini oynarken temiz(pür),cesur yüreklerle yolumuzu aydınlatıp,yönetmenin parlayan yıldızı olmaya çalışmalı ne dersiniz?
Nasılsa bizde tıpkı film karakterleri gibi Yaradanın ve Yönetenin karakterleri deyilmiyiz?
Yıldızınızı parlatın parlasın.
Bu filmi daha izlemeden bana bunları yazdırttı,bakalım izlerken verdiği mesajlar neler olacak?
06.09.2012
23.42
Münire Mine Arslan
22 Nisan 2012 Pazar
HAYAT BU !
Hayatın minik ve bir okadarda değerli AN kapsülleri patlarken,bu patlamaların bileşkesi zamanı olduru veriyordu. Hatta bu patlamalar, senin onları farketmene bağlı olarak, kuantum sıçramalarını yaptırıyordu :) diyerek gülümsedim kendi kendime minik kapsüllerin üzerinde kendimi sıçrar görürken. oysaki çarşıda yürüyordum,tüm bunları düşünürken. Artık yüzüme ve halime nasıl bir görünüm bürümüşse , çoğu bakışları da üzerime çekiyordum,mıknatıs misali:) ışığımı parlatmak bu olsa gerek:)
Çocuk cıvıltıları kuş cıvıltılarına karışırken,çiçekler tüm görkemiyle ışıldarken rengarenk,bir koşuda canımın çektiği leblebi ve üzüm tanelerini alıvermek ve ardından bu güzellikleri limonlu bir çayla harmanlayıp,anne eşliğinde içiminin tarifsiz muhteşemliğini yaşamak...Hayat budur...dedirtiyor insana...ve işte diyorsun,hayatın minik AN kapsüllerinden biri. Hergün sayısız bu kapsülleri patlatırken,kimini farkederek kiminide ne yazık ki farketmeyerek yaşıyoruz. Oysaki her AN öylesine eşşiz basitliğe sahipken,öylesine güzel,öylesine naif....
İşte günümüz moda trendi haline gelen "kuantum sıçraması" bu minik kapsüllerin üzerinde hopi di hopi di zıplayıp patlatırken, ( minik su tanesi baloncukları misali)adeta seni yeryüzü cennetine taşıyıveriyorlar. Ne yazık ki bizler bu kapsüllerin birinden diğerine zıplarken kimi zaman baloncukların patlamasıyla bir sonrakine geçeceğimize takılıp yere düşüveriyoruz.Hoşgeldiniz kendi cehenneminize. Sonra tekrar hooop yeni bir baloncukla hopi di hopi di.....sonra yine düşüş falan derken hayatlar geçiyor...
Tüm bunları kaleme dökerken başka bir boyut takılıyor aklıma:) AN'ı yazarken AN'ı kaçırıyormuyum acaba ? AN yazıya,resme,şiire...nekadar yansır,yansıyan O AN mıdır? yoksa başka bir AN a geçilmişmidir?AN ların artırıldığı ZamAN da yaşarken.....:)
Mine Münire Arslan
22.04.2012
saat:AN
TAZE FINDIK KABUĞU
Yada bugün Okan arkadaşımın çektiği ilk filmi izlerken, filmden aldığım ders gibi; ''ölmeden önce ölebilmeli'' demiş alimlerimiz,velilerimiz,Hz'lerimiz...bu filmi izlerken de , karakterlerden biri filmin sonunda ölüyordu.Birçok filmde olduğu gibi ölen karakterle birlikte insan oğlunun kendine dönüş süreci başlıyor.İşte dedim bu da onlardan biri. Ama neden? illa biri ölünce anlıyordu? ölmeden öldürtmeden ,yaşarken de ölünebilirmi hayata? daha ÖZsel bir hayat yaşamak adına.
Bu gün yine Fulyacığımın face sf sında gördüğüm"HERKES ÖLÜR AMA HERKES GERÇEKTEN YAŞAMAZ" RAPUNZEL' in sözü gibi. İşte bu söz de,izlediğim film de,hatta bugün yediğim taze kabuklu fındık da bana şunu söylüyorlardı sanki; Hayatı yaşamak,hayatı hayatla yaşamak,ÖZle yaşamak. Ölebilmek ölmeden önce tüm nefsanevi dizginsiz yaşamlara. Öldürtmeden anlayabilmek bir çok şeyin kıymetini, yaşarken hayatın kıymetini her ANıyla elinde tutabilmek. Hayatı dolu ve içten yaşayabilmek,iri görünümlü ama içi de dolu taze kabuklu fındık gibi :) Aldanmamak görünüşlerin boş safsatalarına, ÖZ e yönelip tadına varabilmek hayatın içtenliğine ,bir fındık tanesi misali. Vede aldırmamak,gülümseyip gecebilmek bir fındık kabuğunu dahi doldurmayan minicik sorunlara yada her sorunu minik dünyamızın kabuğunu doldurmayan sorunlar olarak görüp gülümseyebilmek kendi mucizevi minik dünyamıza...
Münire Mine Arslan
29.07.2011
23.47
20 Aralık 2010 Pazartesi
GÖRDÜM Kİ

Gördüm ki aslında, herkes bu saf ruhun perdelendiği,katmanlandığı,katranlaştığı,kalıplaştığı,ruhun özgürlüğü için mücadelede ve O ruh'a ulaşmak öylesine naif ve içten ki, yeterki ona güvenip açılmaya niyet edelim O hemen usul cacık süzülüyor dışarı ve sana Gel diyor,göster diyor gerçekleri.
Bedenler,kılıflar öylesine yanıltıcı ön yargı kalıpları oluşturuyorki,öze inip,özü görüp onunla kucaklaşamıyoruz.Zihin öğrendiği kalıplarıyla,bedenlere,kılıflara,tipik jest, hareket ve mimiklere bakarak kararını veriyor,tüm ön yargısallığıyla.Bu aslında onunda suçu değil. Zihinde Tanrısal,onu da yaşarken çaktığımız kalıplarla boğuyoruz.Kalıpların kölesi oluyor öze inemiyoruz. Oysaki Tanrısal zihnimiz,tıpkı ruhumuz gibi pür.
Ruhun,özün çıkmasına izin verince,iç sesi,kalp sesi yaşanınca,duyulunca,beden de,zihin de ona amade oluyor.Ruh hepsinin elinden tutuyor. Sanki beden de,zihin de bir çocuk oluyor ruhun o görkemli ellerinde.Ve bu Tanrısal Eller sana doğruyu yaptırıyor,doğruyu gösteriyor. Sonsuzluğun BİRliğini,sonsuzluğun BİR ellerini tutturuyor.
Hayatımda hiç tanımadığım,hiç görmediğim insanlarla meğer ruhum tanışıkmış. Engelleyen zihin ve bedenimmiş. Ruh,öz,kalp açılınca tüm engeller kalktı,sevgi enerjisi heryeri kucakladı. Tanımadığım kollar annem oldu,babam oldu,sevdiğim oldu... hepsi de aynı düşlediğim sevgiyi verdi.
İtici gelen,istenmeyen,beğenilmeyen gelen,boş ön yargısal yanılsamalı zihnin yaşanmışlık dolu anılarıymış. Bunlar itici gelen giydirilmiş beden kostümleriymiş meğer.Kostümlerin,rollerin ardına bakınca sıcacık,güven dolu,masum çocuksulukta sonsuz sevgiyi gördüm.Sanki bize çıkarın kostümlerinizide gelin sarılın bana der gibiydi.
Allah her şekliyle,her haliyle bize göstermeye çalışıyor.Şükürler olsun ki hiç bizden vazgeçmiyor.Görebilmemiz için her yolu deniyor.Ve bize Rahmetiyle yardımını yağdırıyor her şekliyle.Şükürler olsun! Yağdırdığı bu Rahmetinde bizleri arındırıp,tüm katmanlaştırdığımız kalıplarımızdan sıyırmaya,Öz'le buluşmaya, onunla buluşmaya çağırıyor.Yağdırdığı her Rahmetle,dışımızdaki kalıpları yakmaya,onları ateşinde eritip,yanmayan Öze kavuşturmaya çalışıyor.
O yüzdendir yağdırarak yaşattığı acılarla ,çilelerle,hüzünlerle,sevinçlerle,mutluluklarla,neşelerle...Aşk ateşini tutuşturup yakarak yanmıyana ulaştırmaya doğru yolculuk.
Bu yolculukta Allah izniyle,Onun tuttuğu ışıkla aydınlanıyor yürüyen her adım. Allah dilerse aydınlanıyor tüm yollar.Şükürler Olsun!
Kalıpların,rollerin ardındakini gösterene,onu yaşatıp tattırana Şükürler Olsun! Öyle büyük, öyle güzel,öyle içten,öyle sonsuz bir sevgi ki bu hep orada kalmak istiyorsun. Herkes,herşey senin yuvan,sen onlarla bir bütünsün sanki.Hiçbirşey aramıyorsun,oracıkta kıvrılıp yatmak,O BİRikteliğin sevgisini hissetmek istiyorsun.Bu his seni huzurlu bir dinginliğe,tatlı bir uykuya çeker gibi geliyor.
Kimsenin rolünü üstlenmeme gerek yok. Ben kendim olma rolünü seçmişim. Annemin,babamın,kardeşlerimin,onlarında ötesindeki geçmişlerimin,yaşanmışlıkların... hiçbir yükünü,sorumluluğunu taşımıyorum. Herkes hayatta kendisi olma rolünü yaşadı,sorumluluk seçimlerini yaptı,rollerini bazıları oynadı ve gittiler,bazılarıda hala oynamaktalar. Bana düşen bunları görebilmek,bana kattıkları gücü,sevgiyi,güzellikleri,özellikleri,renkleri,kokuları,dokuları,tatları herşeylerini görebilmek hatta daha da ötesinde bu rolleri onlara oynatan "O" eşşiz gücü "O" eşşiz sevgi kaynağını görebilmek.Ve böylece bakıp bana izin verilen,bana sunulan yolu yürüyebilmek AŞKla...
Hayatın bize sunduğu roller içinde yerimi gördüm.Oynanan rolleri gördüm.Roller içindeki rolleri gördüm.Hayat tablosu gözümün önünde yaşattırılınca,kendim kendime gösterilince,gördüm büyük oyunun içindeki küçücük rolümü,rollerimizi. Ve anladım ki aslında hep aynı sarmalın çözülmesi için uğraşıyoruz. Hayatımızda ki sevgi+ özgürlük dengesini tutturmaya çalışıyoruz. Öğrenilmiş,şartlandırılmış çaresizliklerimiz içinde,rol kalıplarımızın altında ezilmişliğimizin altından kalkmaya çalışıyoruz hepbirlikte.
Kişiler,bedenler,konumlar,yaşamlar hernekadar farklı görünselerde. Yaşanan hayat hikayeleri hernekadar farklıymış gibi gelsede hepsinde BİZ varız. Hepsinde "ben" var, "ben"de Hepsi var.
Geçmiş,gelecek,şimdi hepsi "ben"de benim taa derinlerdeki özümde.Özler karşılıklı buluşunca,bedenlerin gerisindeki kalpler konuşunca,zaman zamansızlaştı,hepsi BİR oldu. Zaman,ruhların BİRliktelinde dümdüz oldu, O AN oldu. Zaman dışımızda değil,içimizde oldu. Tüm atalarım,kaybettiklerim,kazandıklarım,şu an sahip olduklarım,gelecekte arzuladıklarım hepsi O AN da ordalardı ve ben hepsiyle sevgiyle kucaklaşıyordum. Çirkin,itici bir beden kostümünün gerisindeki güzelliği gördüm ve ona sarıldım. Anladım ki bunlar sadece kostüm,sadece verilmiş,dağıtılmış roller,büyük senaryo da bizler,oyuncular. Şükürler Olsun ki uyandırana.Oyunun, senaryonun farkındalığını yaşatana. Kostümlerin,rollerin gerisindekini gösterip yaşatana...
Sanırım bu insan hayatında bir nebze de olsa yaşatılıp,gösterilince artık hayat eskisi gibi olmayacak demektir. Artık yaşattırılan bu eşsiz ANların farkındalığı suya atılan minik bir taşın etkisiyle yayılan ve büyüyen halkalar gibi tüm hayatıma yayılacak ve ben bu güzellikleri, atılan bu tohumun ağaç haline gelmesini zevkle,mutlulukla,huzurla,Aşkla,sağlıkla... nice güzelliklerle seyredip yaşamaya başlıyorum.Şükürler Olsun!
Allah hayatımda yaşattığı mucizeleriyle,bana her yoldan,her şekliyle,sevgisini,desteğini,ilgisini yolluyor. Işığıyla içimi aydınlatıyor.Aslında herkesin herşeyin sevgilim olduğunu,rollerin,kalıpların ardındaki tek bir Aşk kaynağı olduğunu,çok daha iyi anlıyor ve hissediyorum.Öğrencimde olsa,arkadaşımda olsa,hiç tanımadığım tesadüfi(böyle bir şeyde yok:) kişilerle olan birlikteliğimdede olsa,annem de, babam da olsa,kardeşim de olsa onların hepsi birer bendenli kostüm. Asıl sevgi ve Aşk kaynağı bu rolleri oynatan,bu bedenli kostümleri giydiren,bu senaryoyu,bu sahneyi yaratan Yüce ALLAH. Özlemimiz ona,susuzluğumuz ona.
Bu bedenli kostümlerle kavuştuğumuzu sandığımız daha doğrusu bedenli kostümleri kaynak sanıp,gerçek sanıp Aşkla,sevgiyle sarılışımız sonrasında ki tükenmişliğimiz yanılsamamızdan.Asıl kaynağa olan körlüğümüzden. Kaynağa sarılsak,kaynak bizi tüketmez,kaynak yormaz. Kaynak enerjiyle çoşturur.
Tıpkı bu iki günlük çalışmada deneyimlediğimiz gibi; herbirimizin hikayesi farklı kişilerle,yani kostümlerle gelişsede ,bunları açığa çıkarıncaya kadarki yorgunluğumuz,kaynağa ulaşınca son buluyor.Yeniden BİR oluyoruz ,güçleniyoruz,taze bir nefes alıyoruz kocaman...Bizi yoran taşıdığımız bedenli kostümlere zihnimizle yülüklediğimiz kalıplar ve de bunlara inanıp,sarılıp,kör olup yaşamaklar.ÖZ asla yormaz,kalbin sesi seni kurtarmak için sesleniyor;dışına çık ve gör diyor nasıl yüklerin altındasın.Oysa sen saf,pür,duru,güzeller güzeli bir ışıltısın,akansın,akışkansın.Kendini nasılda isleyip pislediğini gör.Gör kalıpların anlamsızlığını ve özün gibi özgür yaşa,pür yaşa diyor.Bir kez yaşattırıldımı bu deneyim artık herşey eskisi gibi olmayacak demektir.Herşey bütünün ve benim hayrım için en hayırlı şekliyle yaşanıyor demektir.
Sarılmanın neden bu kadar önemli vede güzel olduğunu gördüm,hiç tanımadığım yabancı diye adlandırdığım,güzel,çirkin,çekici,itici... diye adlandırdığım insanlara sarılırken. Çünkü sarıldığım beden kostümleri değildi. Biliyordum ki onlar hayatlarındaki rollerini oynuyorlardı. Tıpkı benim de kendi rolümü oynayışım gibi ,bu büyük senaryo içinde.Sarıldığım daha da ötesiydi,geçmişimdi,geleceğimdi,şimdimdi. Zamansız sonsuz BİRlikteliğeydi sarılışım. İçimdeki zaman da zamansızlığı gördüm. Herşey herkes sevgi çemberinde zamansızlık vede boyutsuzluktaydı.
TEŞEKKÜREDERİM!!!!
Münire Mine Arslan
20.12.2010 saat:20.25
29 Ekim 2010 Cuma
RÜYA'DAN AŞK'A UYANMAK

25 Ağustos 2010 Çarşamba
KELEBEĞİM

Her günün sonunda ölüp,yeni bir sabaha yeniden doğan sonsuz renkli kelebeğim. Ama illede Maviyim. Meleklerin yeryüzüne indiği civit mavi saatlerin maviliğinden. Denizin ve gökyüzünün uçsuz,uçuk maviliğinden…
AN’nın güzellikleriyle birikmiş BİR günün tadıyla yaşayıp, ölebilmek bu günün sonunda. Yattığın yatağın yastığında bırakıp bedenini, ruhun sonsuzluğunda yaşarken arınıp, her günün ışıldayan sabahında, pırıl pırıl gözlerle yeniden doğmak.
Üzülürdüm kelebeklerin ömrüne düne kadar, varlıklarıyla bize gösterdiklerini anlayana kadar. Meğer her güne ölebilmeyi gösteriyorlarmış tüm güzellikleriyle. O yüzden bu kadar özgür uçabiliyorlarmış. Biz ömürlü insanlara, ölmeden önce ölebilmenin güzelliğini, özelliğini simgeliyorlarmış pır pır uçan ışıltılı renkleriyle. Dokununca toz olup uçuşan, grileşen solan renkleriyle de; dokunulmazlığı, sahiplenilmezliği gösteriyorlarmış, her şeyiyle özgürlüğü yaşayarak. Kanatlarının narinliğiyle, dokunduğunda yok olan o eşsiz renkleriyle, BİR güne yaşayıp BİR güne ölmeleriyle, biz ömürlü insanlara güzelliğin sırrını açıklıyorlarmış meğer. Biriktirmeden olumsuzluklarını, tüm olumsuzluklarına ölebilmeyi gösteriyorlarmış tüm naifliklerinde.
Belirlenimsizliği gördüm, bir kelebeğin kanadının renklerine elleyince, elimde dağılıveren grimsi toz zerrelerinde. Anladım ki hayatta bir şeyleri belirlemeye, sahiplenmeye kalktıkça, tıpkı elinde dağılıveren grimsi toz zerreleri misali uçup gidiveriyor dokundukların.
Tüm güzellikleriyle yaşayıp, her güne ölebilen kelebekler dedi ki; ÖL, senin ışıltını söndüren her şeye her günün sonunda ÖL. ÖL ki yeni bir güne pır pır parıldayabilesin eşsiz renklerinle. Kanatlarımın eşsizliğinde gör; AŞK ın eşsizliğini, dokunulmazlığını,belirlenimsizliğini, özgürlüğünü gör. Ve bana olduğum gibi bak, olduğum gibi gör ışıldayarak pır pır uçan varlığımı. Bu eşsizliğime dokunduğun an bilki ben artık ölmekteyim, ölüyüm. Senin sahiplenici, meraklı ellerinde ,diğer ölü arkadaşlarımın yanında,koleksiyonunun içinde,ölü bir parçayım çerçevelenmiş görüntümde.
Önceleri kendimeydi yazdıklarım,sonra anladım ki kendimin her bir parçası olan BİZlerle olan BÜTÜNSELLİK’ e, BİRliğimize yazdıklarım.
Münire Mine Arslan.
19 Ağustos 2010 Perşembe
Bütünselliğime Taşıyan Düş Gemim
“ Hayırlı mal,hayırlı insana yaraşır” Makalat. Sösüzden yola çıkarak; yaşadıklarımız,karşılaştıklarımız…vb.bize yaraşandır. Bizim aynamızdır bizi bize gösteren,nerde olduğumuzun, ne durumda olduğumuzun pusulalarıdır adeta. Ne mutlu farkedene,farkedipde pusulayı doğru kullanabilene ve yolunu aydınlatıp yürüyebilene. Allah bu yolda kimseyi ışıksız bırakmasın,ışıklar içerisinde de kör eylemesin.
Bu alemde ilerlerken çektiğimiz zorluklar,bocalamalar,üzüntüler…vb. öteki aleme yarın zevk ve neşe içinde gidebilmemiz içindir. Önümüze çıkan her sorunu,her endişeyi her zorluğu yolumuzu aydınlatan pusulalar,meşaleler gibi görüp sevinçle karşılayıp,kabullenmek ve bunları doğru tutup,doğru değerlendirip yolu yürümek gerek. Bizim olumsuzluk olarak gördüklerimiz,kötü olarak gördüklerimiz,yanlış olarak nitelendirdiklerimiz,hemen yanı başlarındaki olumluluğu,iyiyi,doğruyu görebilmemiz içindir. Çünkü onlar BİR ve aynıdır.
Onlar bizdeki eksik parçaları,ruhumuzun ,özümüzün bölünmüş,parçalanmış kısımlarını gösterip, onları tamamlayalım,özümüzle bütün ,özümüzle uyumlu yaşayabilelim diyedir. Tıpkı yap-boz’un parçaları misali ; Şaheser bir tablo olarak yaratıldık. Yaşarken bu şaheserden parçaları teker teker yitirdik. Şimdi yitirdiğimiz bu parçaları arıyoruz . Biliyoruz ki özümüz, bütünlenmeyi,TAM olmayı,mutlu olmayı istiyor. Çünkü zaten öyle idi ,biz onu yap-boz haline getirdik. Şimdide tekrar bir araya getirip o şaheseri çerçeveletip asmak istiyoruz yaşam duvarımıza.
İşte tam da oyunun bu noktasında, yap-boz’un doğru parçalarını bir araya getirmeye çalışırken yoruluyoruz,yılıyoruz,sabrediyoruz,sabırsızlanıyoruz,üzülüyoruz,seviniyoruz… oysaki karşımıza çıkıp elimize gelen her parça,doğru olan parçayı bulup,doğru yere yerleştirebilmemiz için bize ip ucu veriyor. Hayatımızın renklerini, şekillerini,figürlerini,fonlarını oluşturup saheserimizi ortaya çıkarmamızı sağlıyor. Tıpkı yaratılışımızda olduğu gibi,özümüz gibi,BİRliğimiz gibi…
Bu yap-boz’u tamamlarken bize yardım eden en büyük yardımcı AŞK. Her şeyde olduğu gibi,her şey olduğu gibi AŞK. Yaşattırılan,yaşanan her Aşk’la, seni sana gösterip,yolunu bulmana,özüne kavuşmana,eksik parçalarını bulup,bir araya getirip,bütünselliğine ulaşmana,saheserinle kucaklaşmana yol açıyor ,ışık tutuyor,yol gösteriyor.
Şükürler Olsun Yaradan’a!
Yaşadığım çalkantılar, beni bütünselliğime taşıyan düş gemimin ilerleticisidir/yakıtıdır. Çalkantıların,dalgaların beni gelişi güzel savurmaması için, onların yönünü,şiddetini,gücünü… farkedip, ona göre rotamı mutluluğum doğrultusuna yöneltiyorum. Vira Vira diyorum mutluluğumun rotasına. Vira Vira diyorum beni bütünselliğime taşıyan düş gemime…
28 Temmuz 2009 Salı
Denizin İçinde Gelen Hayal Perim Dedi ki

13 Temmuz 2009 Pazartesi
Yoga Yoluna Giriş

1 Temmuz 2009 Çarşamba
KALBİMDEKİ DENİZ

20 Haziran 2009 Cumartesi
ÇİVİT MAVİ SAATLER
2 Haziran 2009 Salı
ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN 40 KURALI

Hani bir filmden çıkarsın "işte bu"dersin yada bir kitap okursun oda seni okur sanki sana,bir şarkı sözünde bulursun hissedip de seslendiremediğin duyguyu.... bende bu kitabı bitirince birkez daha anladım ki; eğer önceden bir şeçim yapıyor ve bu seçimlerimiz doğrultusunda bir hayat sürdürüyorsak, benim seçimim AŞK.Aşk şeriatının yazarı Zahirin,aşkı Ella'ya dediği gibi " Aşk kullanıla kullanıla içi boşaltılmış bir kelimeye döndü ama sen varlığınla Aşkı yüceltebilirsin".Yaşadıklarım,yaptığım seçimler,sonlarım,başlangıçlarım,yaşıyor olduklarım.... Gösteriyor ve göstermeye devam ediyor neyi seçtiğimi.Varlığımla,varlıklarımızla AŞKı yüceltebiliriz.Çünkü AŞK "ÖZ"dür. ÖZ ise BİRdir. AŞK ta AŞ(MA)K vardır;ÖZün güzelliğinde YARADAN la buluşmak vardır.Özlerimizin güzelliğinde buluşup AŞK olup AŞ(ARA)K SONSUZ SEVGİDE BULUŞMAK VARDIR........AŞK bir basmaktır AŞ(MA)K tır blincimizi,sonsuz sevgiye ulaşabilmek için.Bir yol göstericidir,ışık tutumaktır SONSUZ SEVGİYE.Hatırlatıcıdır biz fanilere asıl gerçeği ama bizler sürekli unuturuz bildikllerimizi,yada görmeyiz puslu perdenin gerisindekini,takıllıp kalırız yanlışlarımıza,AŞıp ta varamayıp gerçekliğe. Bilipte bilemeyiz bazen yada bilip te OLamayız......Aşağıda yeni bitirdiğim ve son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biri olan Elif Şafak'ın "Aşk" kitabından derlenmiş,Şems'ın ağzından dökülen muhteşem kuralları sevgimle paylaşıyorum ...
...
GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI
1. Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sen de bu vasıflardan bolca var demektir. (syf.51)
2. Hak Yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil! (syf.64)
3. Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batınınin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindirki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye. (syf.75)
4. Kainattaki her zerrede Allahın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü o camide, mescitte, kilisede, havra da değil, her an her yerdedir. Allahı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır. (syf.86)
5. Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:"Bırak kendini, ko gitsin! "
7. Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin. (syf.101)
8. Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sadece kimsenin bilmediği gizli bir bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir. (syf. 103)
9. Sabretmek öylece durup beklemek değil ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki,gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.(syf.104)
10. Ne yöne gidersen git,-Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney-çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır. (syf.117)
11. Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir. (syf.117)
12. Aşk bir seferdir.Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur. (syf.118)
14. Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üsütne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? (syf. 134)
15. Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek hepimiz tamamlanmamış birer sanat eserleriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.(syf.135)
16. Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin. (syf. 144)
17. Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir. (syf.146)
18. Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır. (syf.148)
19. Başkalarından saygı, ilgi yada sevgi bekliyorsan,önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir. (syf.176)
20. Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir. (syf.177)
21. Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir. (syf.181)
22. Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil... (syf.183)
23. Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır, ne tefritte. Sufi daima orta yerde...(syf. 197)
26. Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir. (syf. 255)
27. Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsin o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır.
28. Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise, başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an'ın hakikatını yaşar. (syf.267)
29. Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demektir. Bu sebepten, "ne yapalım hayatımız böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. (Syf. 275)
31. Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar. (syf. 303)
32. Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost... Ve sakın doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama! (syf. 305)
33. Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil,hiçlik bilincidir. (syf. 328)
34. Hakka teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir belde de yaşar. (syf. 357)
35. Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır. (syf.374)
36. Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrıda onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
37. Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde herşey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.(syf.397)
38. "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
39. Noktalar sürekli değilse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, herşey yerli yerinde kalır, merkezinde...... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar. (syf. 407)
40. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi yada cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfata yada tamlamaya ihtiyacı yoktur.
ELİF ŞAFAK "Aşk"
30 Mayıs 2009 Cumartesi
ÖPÜCÜK
GUSTAV KLIMT ''The kıss'' tablosuANNE KUCAĞI

Benim teşekkürümde öncelikle sana:)böylesi güzel bir filmi önerdiğin için.
Bu gece gittim ve sıcağı sıcağına paylaşmak istedim.
Film çıkışından başlayım anlatmaya; kendime gelemedim bir müddet çünkü buğulu gözlerim dış dünyamla bağlantımı kesmiş içe döndürmüştü beni.
Aslında her film de olduğu gibi BU FİLM DE İZLEYENLERİNE ADANMIŞ.Filmlerde kendini bulur insan.İyi bir aynadır birbiri ardına gelen kareler.Yaptıklarımı ve yapamadıklarımı hatırlatır.
Alper içindeki virüsü(ıssız adam) çıkartabilseydi.Kendi yarattığı virüsle başa çıkabilecek gücü olsaydı,mutluluğunu yakalayabilecekti belkide.Evrenden bir sürü mesaj gelir aslında.Bizim hayrımıza olan bir sürü mesaj.Alperin haytınada onun mutluluğu adına evrenden ADA gönderildi(hayatın zenginliklerini paylaşabilecek güzellikte bir ADA).Sonrada annesi çıka geldi memleketinden.Evrenin gönderdiği bu armağanı(ADA) almasının onun hayrına olduğunu onaylayan kutsal mesajını verdi.Alper gelen mesajlardan korktu,kendini kaybedeceğini düşündü,aslında çoktandır kaybetmiş olduğunun farkına varmayarak.Ada'nın da dediği gibi ''Karda donmak üzereyken,tatlı tatlı uyuduğunu düşünüyorken,çoktan ölmüşsün aslında''. Alper tatlı uykusundan uyanmak istemedi.Ada'nın ve annesinin dürtmelerine rağmen,kendi içinde ölmeyi seçti.
Alper aklıma şu cümleyi getirdi ''Kimse seni sana rağmen iyileştiremez''.Karşımıza çıkan mükemmel bir ADA olsa dahi.
Alper tıpkı yemek yeme şeklinde olduğu gibi,ADA nın güzelliklerini çabucak tüketip kendi yarattığı ''Issız ada m'' ı na dönmek istedi.Ama bu sefer çabucak yiyip tükettiği zengin ADA içine işlemişti bir kere.Kemoterapi süreci işe yaramadı Alperin yarattığı öldürücü virüsleri tüketmeye.Sonuç mutluluğun ölümü oldu.
Ama ben filmi ADA nın hikayesiyle bitirdim.Mutlu sonla yani:) Alperin doğup büyüdüğü evde,Alperin çocukluğunu aldı dizlerine yatırdı.Alper büyüdü ve bu evde mutluluğu beraber büyütüp yaşadılar:)
Umarım 'ıssız adam' lar ıssızlıkta kalmayı seçmezler!!
çünkü ''Kimse seni sana rağmen iyileştiremez''
Umarım 'Ada' lar yılmadan çoğalırlar!!!
Münire Mine Arslan

Merhaba,
Hadi hepberaber linç edelim:)
Geçtiğimiz hafta bende izledim MUSTAFA yı.Benzeri tartışmaları dinleyerek:) birde kendi pencerelerimden bakayım dedim görünen manzaraya:)
Öncelikle bu güzel paylaşımın için vede aynı tarafta linç ediyor olmaktan dolayı:) Teşekkürederim.Gerçi bizimki si 'linç' değilde, olsa olsa 'bilinç' li bir hareket olur :))
Neden sevgimizden ve beğenimizden önce,bir karalama bilincine ,yıkıcı eleştirilerde bulunmaya...... yatkın olan bir yanımız olduğunu sorguladığımda;bunu atalarımıza kadar dayandırmak gerekiyor sanırım.Savaş ve yoksunluk bilinci dna larımıza kodlanmış durumda.Kıtlık bilinciyle hareket eden insan önce CAN diyor(ATA nın tam tersine) doğal olarak.Önüne geçenleride acımasızca eleştiriyor.Şavaş yada Kaç durumu.Sevgiyi,güveni ,paylaşımı ise çok zor verilen değerler haline getirmişiz kendi küskünlüklerimiz ,yoksunluklarımız ,savaşlarımız içinde.Can ın Mustafası da yine bu tuzağa düşmüş olan nice değerli yapıtlarımızdan biri sadece.Yapılan ve insanlığa sunulan tüm değerler,yine insanlık tarafından değersizleştirilmeye çalışılıyor.Ünlü filozoflar dan Hobbes un dediği gibi ''insan insanın kurdudur'' ne de olsa.Gerçi bu kurtluk meselesi bazen gelişimimiz açısından işede yarıyor sanırım:) herşeyde olduğu gibi bunda da dengeyi kurmak şartıyla tabi.
Şimdiye kadar bize anlatılanlar vede bizim öğrendiklerimiz kadarıyla herkes bir ATATÜRK tabu su oluşturmuş durumda.Can Dündar ın MUSTAFA sında da herkes yarattığı bu tabuyu görmek istedi sanırım.Herkesin görmek istediklerini gösterebilecek tek yaratım gücünün TANRI ya ait olduğunu unutuyoruz çoğu zaman .
Kaldı ki bir gerçeği anlatabilmek ne kadar mümkündür ki?Ancak kendi doğruluklarımızla ifade edebiliyoruz gerçeklikleri.Doğruluklarımız gerçeği ne kadar yansıtıyorsa doğru ,gerçekten uzaklaştığı müddetçede yalnışlıklarımız oluyorlar.Seninde dediğin gibi söz konusu olan MUSTAFA KEMAL 'in bir dahi olduğu gerçeğini yansıtmaksa ,herşey bir parça eksik kalacaktır.Gerçeğin çıplaklığını hiçbir resim,hiçbir film,hiçbir şiir,hiçbir yazı...........yansıtamaz.Kendi minik pencerelerimizden,minik bilinçlerimizden gördüklerimizi paylaşıyoruz ancak, birde bu minikleri çoğaltacağımıza yaptığımız yıkıcı eleştirilerle yok etmeye bilinçsizleşmeye,körleşmeye doğru sürüklüyoruz birbirimizi.
Filmi izlerken hissettiğim şeyi seninde dile getirmen beni pek şaşırtmadı doğrusu.Bunu söylemeden geçemiyeceğim.Hisler gerçektir cünkü.MUSTAFA nın annesine olan sevgi ve hasretini izlerken duygulanacağını hissetmiştim.Çünkü;filmin bir başka karesinde,çalınan türkü eşliğinde burnumun direğinin sızısı ve dökülen göz yaşlarımda BABAM vardı benim de.
CAN DÜNDAR a ,ÜRETEN,PAYLAŞAN,PAYLAŞILANLARI SEVGİYLE KARŞILAYAN HERKES e TEŞEKKÜRLER:)
RUHUN SİMYASI

Korkularımızın özgürlüğe dönüşü,





